0 533 774 95 82

Sosyal Medyada Biz}

İdare Hukuku Avukatı

İDARİ DAVA AVUKATI

-İDARE HUKUKU AVUKATININ BAKIŞ AÇISI İLE İDARİ DAVALAR VE DİSİPLİN CEZALARI 

DİSİPLİN CEZASI TÜRLERİ

İdare hukuku avukatı olarak görüşümüz; 657 sayılı devlet memurları kanununu ile getirilen düzenlemeye bakıldığında, kamu hizmetlerinin gereği gibi yürütülmesini sağlamak amacı ile kanunların, tüzüklerin ve yönetmeliklerin devlet memuru olarak emrettiği ödevleri yurt içinde veya dışında yerine getirmeyenlere, uyulmasını zorunlu kıldığı hususları yapmayanlara, yasakladığı işleri yapanlara durumun niteliğine ve ağırlık derecesine göre devlet memurları kanununun 125’inci maddesinde sıralanan; uyarma, kınama, aylıktan kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması ve çıkarma cezalarından biri verilebilir.

657 sayılı kanun’dan farklı olarak özel kanunlarla çeşitli disiplin cezaları getirilebilir. Örneğin emniyet örgütü disiplin tüzüğünün 2’nci maddesinde disiplin cezaları; uyarma, kınama, aylıktan kesme, kısa süreli durdurma, uzun süreli durdurma, meslekten çıkarma ve devlet memurluğundan çıkarma şeklinde belirtilmiştir.

657 sayılı kanun’da devlet memurlarına verilecek disiplin cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır.

21- Avrupa birliği mevzuatı (m.86/2) disiplin yaptırımlarını; yazılı uyarı, kınama, kademe ilerlemesinin geçici olarak durdurulması, derece indirilmesi, emeklilik haklarının indirilmesi veya askıya alınması  kaydıyla memuriyetten çıkarılması ve kısmen veya tamamen, geçici veya ömür boyu memuriyetten çıkarma ve emekli bir memurun ayrıca emekli haklarından kısmen veya tamamen, geçici veya sürekli yoksun bırakılması şeklinde belirtmiştir. (SANCAKDAR, s.143)

ALTINCI BÖLÜM

DİSİPLİN CEZALARINA KARŞI BAŞVURU YOLLARI

  • GENEL OLARAK

İdare hukuku avukatı olarak görüşümüz;   Disiplin cezaları, kamu hizmetinin layık olduğu önem ve doğrulukta görülmesi için memurlar üzerinde ıslah, uyarı ve bazen de tasfiye amacıyla konulan belirli tedbir ve kurallardır. Diğer bir ifadeyle disiplin cezaları, kamu hizmetinin en iyi şekilde yürütülmesini sağlamak, teşkilat düzenini devam ettirmek, devletin onur, saygınlık ve güvenilirliğini korumak amacıyla kanunla belirlenmiş memuriyet statüsü dışındaki yasak fiil ve davranışlarda bulunan personel hakkında uygulanan idari ceza tedbirleridir. Disiplin cezalarının pek çok tanımı bulunmaktadır. Ancak tanımlarda unutulan bir husus disiplin cezalarının bir idari işlem oluşudur. Çünkü bu niteleme disiplin cezalarına karşı başvuru yollarının ne olacağını da göstermektedir. Dolayısıyla idari işlemlere karşı başvuru yolları disiplin cezalarına karşı yapılacak başvuru yolları ile aynıdır.

İdari işlemlere karşı kural olarak hem idari başvuru yolu hem de idari dava yolu açıktır. 2577 sayılı idari yargılama usulü kanununun 11’inci maddesinde, ilgililerin idari bir dava açmadan önce idari işlemin geri alınmasını, kaldırılmasını, değiştirilmesini veya yeni bir işlem yapılmasını isteyebilecekleri ve bu itirazların reddi veya 60 günlük sürenin geçmesiyle reddedilmiş sayılması üzerine dava yoluna gidebilecekleri belirtilmiştir. Bunun yanında, kimi idari işlemler bakımından dava amcadan önce zorunlu bir idari başvuru yolu öngörülmüştür. Bu durumda dava yolunu kullanabilmek için önce idari başvuru yolunun kullanılması zorunludur. Bir idari işlem olan disiplin cezaları için de aynı esaslardan hareketle hem idari itiraz yolunun hem de yargı yolunun geçerli olması gerekir

Bununla birlikte, bir yandan 657 sayılı devlet memurları kanunuyla uyarma ve kınama cezalarının yargı denetimi dışında tutularak sadece itiraza tabi kılınması, diğer yandan Danıştay’ın dava yolu açık olan disiplin cezalarına karşı itiraz yoluna başvurmanın mümkün olmadığına karar vermesi, disiplin cezaları yönünden anılan esasların geçerli olmaması sonucunu doğurmuştur. İdare hukuku avukatı olarak görüşümüz; Bu nedenle söz konusu kanun kapsamındaki disiplin işlemleri bakımından idari ve yargısal başvuru yollarının birlikte işlemesi olanaksız bulunmaktadır.

  • BAŞVURU YOLLARININ TÜRLERİ

İdari bir işlem olan disiplin cezalarına karşı başvuru yolları iki türlüdür. Bunlardan birincisi, hiyerarşik (idari) başvuru yolu, ikincisi ise idari dava yoludur.  İdari başvuru yoluna açık olan disiplin cezaları uyarma ve kınama cezası, idari dava yoluna açık olan disiplin cezaları ise aylıktan kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması ve devlet memurluğundan çıkarma cezasıdır. Uyarma ve kınama cezasına karşı dava yoluna, aylıktan kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması ve devlet memurluğundan çıkarma cezasına karşı da disiplin amiri veya disiplin kuruluna itiraz yoluna gidilemez.

  • Hiyerarşik Başvuru Yolu – İtiraz

657 sayılı devlet memurları kanununun 135’inci maddesiyle, uyarma ve kınama cezalarına karşı varsa bir üst disiplin amirine, yoksa disiplin kurullarına itiraz edebileceği hükme bağlanmak suretiyle bu cezalara karşı idari itiraz yolu öngörülmüş, 136’ncı maddenin 4’üncü fıkrası ile de itiraz üzerine verilen kararların kesin olduğu ve bu kararlara karşı idari  yargıya başvurulamayacağı belirtilerek uyarma ve kınama cezaları bakımından yargı yolu kapatılmıştır. İtiraz edilecek merciler ise genel kurallar içeren disiplin kurulları ve amirleri hakkındaki yönetmelik hükümleri ile her bir kuruma ilişkin olarak yürürlüğe konulan disiplin amir ve kurullarına ilişkin yönetmelik hükümlerine bakılarak tespit edilecektir.

657 sayılı kanunun 135’inci maddesine göre, aylıktan kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması ve devlet memurluğundan çıkarma cezalarına karşı idari başvuru yolu kapalıdır. Yani bu nitelikteki disiplin cezalarına karşı idari olarak itirazda bulunulamaz. Sadece idare mahkemelerinde süresi içinde dava açılabilir.

657 sayılı kanunu 136’ncı maddesinin 1’inci fıkrasına göre disiplin amirleri ve disiplin kurulları tarafından verilen disiplin cezalarına karşı yapılacak itirazlarda süre, kararın tebliğinden itibaren 7 gündür. Bu 7 günlük sürenin hesabında tebliğ gününün dikkate alınmaması, itirazın yetkili merciye verilecek bir dilekçe ile yapılması ve dilekçede itiraz nedenlerinin gösterilmesi gerekir. Bununla birlikte her hangi bir neden gösterilmeden yapılan itiraz da usule uygun kabul edilmeli, itirazın haklı olup olmadığı itiraz merciince resen araştırılıp incelenmelidir.

İdare hukuku avukatı veya İdari dava avukatı olarak görüşümüz; 136’ncı maddenin 2’nci fıkrasına göre, süresi içinde itiraz edilmeyen disiplin cezaları kesinleşir. Aynı hükmün 4’ncü fıkrasında, itiraz edilmeyen kararlar ile itiraz üzerine verilen kararların kesin olduğu ve bu kararlar aleyhine idari yargı yoluna başvurulamayacağı belirtilmiştir. Disiplin cezalarında yapılmış olan idari işlemin geri alınması kabul edilmediğinden, kesinleşen bu cezalar ya bir af kanunu yoluyla ya da 133’üncü madde uyarınca 5 senelik sürenin geçmesinden sonra sicilden silinebilir.

İtiraz halinde, itiraz mercileri kararı gözden geçirerek verilen cezayı aynen kabul edebilecekleri gibi cezayı hafifletebilir veya tamamen kaldırabilirler. Buna karşılık itiraz mercilerinin yapılan itiraz üzerine cezayı ağırlaştırma yetkileri bulunmamaktadır. Nitekim Danıştay da itirazı inceleyen disiplin kurulunun disiplin cezasını ağırlaştırmayacağını, diğer bir deyimle aleyhe sonuç doğuracak bir karar veremeyeceğini hüküm altına almıştır.

Aleyhte bozma veya düzeltme yasağı ceza hukuku alanında evrensel boyutta bir usul kuralıdır. Aynı usul kuralı disiplin hukuku için de geçerlidir. Bunun nedeni insanların her hangi bir işleme veya karara karşı başvuru haklarını kullanırken aleyhe sonuç doğurabileceği endişesine ya da korkusuna kapılmadan özgürce bu kaklarını kullanabilmelerine imkân tanımaktadır. Aksi halde insanlar aleyhine sonuçlanabileceği endişesi ile aleyhine gördüğü bir kara karşı itiraz yoluna başvuramayacaklardır. Burada, bir hakkın kaygı nedeniyle aranmasından vazgeçilmemesi için daha ağır ceza verebilme yetkisinden vazgeçilmektedir. Diğer ifadeyle hak arama, ceza verme yetkisinin önüne geçmektedir ki bu hareket tarzı hukukun evrensel ruhuna uygundur.

A1- İTİRAZ

İtiraz, uyarma ve kınama (ihtar, tevbih ve kusurlu sayılma) cezasıyla tecziye edilen memurlar tarafından bu cezaların hukuka aykırı olduğu iddiasıyla, cezanın tebliğ edildiği tarihten geçerli olmak üzere kaldırılmasının veya hafifletilmesinin üst disiplin amirinden veya ilgili kuruldan istenmesidir. Her idari işleme karşı hakları zarara uğrayanların idari ve adli merciler nezdinde itiraz hakları vardır. Uyarma ve kınama cezalarının iptali için idari yargı yoluna gidilemez; gidildiğinde esasa girilmeksizin dava reddedilir. Bununla birlikte idari işlemin yoklukla malul olduğu durumlar bunun istisnasını oluşturur.

Uyarma ve kınama cezalarına karşı yargı yolu kapalıysa da yoklukla malul olan disiplin cezalarına karşı yargı yoluna gidilebilmektedir. Örneğin, izinde bulunan disiplin amirinin disiplin cezası vermesi halinde idari işlem olan bu ceza yok hükmündedir. Çünkü izinde olan bir amirin yetkilerini kullanması mümkün değildir. Bunun gibi disiplin amiri olmayan bir kimsenin vermiş olduğu ceza da yok hükmündedir. Yine, savunma hakkı tanımaksızın tesis edilen disiplin cezası, şekil unsuru yönünden ağır ve apaçık hukuka aykırı bulunduğundan yok hükmünde sayılması gerekir.

İdare hukuku avukatı veya İdari dava avukatı olarak görüşümüz; Uyarma ve kınama cezalarının yargı denetimi dışında kalmasında önemli olan verilen cezaların doğruluğu ve yerindeliği değil, usule uygun olup olmadığıdır. Kanun koyucu, usulüne uygun olarak verilmiş uyarma ve kınama cezalarının doğru olup olmadığının veya yerinde olup olmadığının yargısal denetimini engellemek istemiştir. Nitekim Askeri Yüksek İdare Mahkemesi de bir kararında; “Yetkili disiplin amiri tarafından verilen disiplin cezası mevzuat uyarınca yargı denetimi dışında olmakla beraber; davacının yokluk iddiasında bulunması karşısında, yargısal denetim yokluk halinin mevcut olup olmaması  ile sınırlı olmak üzere yapılabilir” şeklinde hüküm vermiştir. Aynı karara göre; “Yok hükmünde olan bir işlem süre kaydına bakılmaksızın idarece her zaman geri alınabileceği gibi dava süresine bağlık olmaksızın dava konusu da yapılabilir. Böyle bir işlem uygulanmış olsa bile sonuçları hukuken geçersizdir. Yokluk hali genel olarak; yetki fonksiyon gaspı ve kanuna ve hukuka açık aykırılık hallerinde söz konusu olmamaktadır. Bu itibarla davacı hakkında tesis edilen disiplin cezası kararında sakatlık bulunup bulunmadığı, sakatlık mevcut ise bunun yok hükmünde sayılmayı gerekli kılıp kılmadığı hususu araştırılmalıdır.” Bilindiği gibi, idari yargı yetkisi, idari işlem ve eylemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır; yerindelik denetimi yapılamaz.

İdari yargı denetimi dışında kalan işlemlerden dolayı yargı yoluna başvurulamaz. Böyle bir işlem açık bir şekilde hukuka aykırı olsa veya yoklukla malul olsa bile idari yargı yoluna götürülemez. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi bir kararında; “davacı subaya savunması alınarak yetkili disiplin emrince verilen oda hapsi cezasının,1602 sayılı kanunun 21’nci maddesi uyarınca yargı denetimi dışında kalması nedeniyle, verilen cezanın yok hükmünde olduğunun tespiti istemiyle açılan davanın inceleme kabiliyeti yoktur” şeklinde hüküm vermiştir. Örneğin; Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 21’inci maddesinin son fıkrası uyarınca; Cumhurbaşkanının, Yüksek Askeri Şura’nın tasarrufları ve sıkıyönetim Komutanlarının 1402 sayılı Kanunda yazılı tasarrufları ile disiplin suç ve tecavüzlerinden ötürü disiplin amirlerince verilen cezalar yargı denetimi dışındadır.

Kısaca, gerek askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin ve gerekse Danıştay’ın istikrar bulmuş içtihatlarına göre disiplin cezaları “yokluk” haliyle sınırlı olarak denetlenmekte, yokluk hali saptandığında işleminin iptaline karar verilmedir. Çünkü idari bir işlemin herhangi bir unsurunda görülen çok ağır derecede hukuka aykırılıklar ya da esaslı bir unsurdan yoksun olması anlamına gelen “yokluk” halinde işlem hiç yapılmamış, hukuk yaşamında doğmamış gibi değerlendirilir. Yokluk teorisine göre, işlemlerde “geçerlilik” koşulları ile “varlık” koşullarının birbirinden ayırt edilmesi gerekir. Birincisinin oluşmaması halinde işlem sadece “iptal edilebilir” nitelikte iken, varlık koşullarının oluşmaması halinde işlem yoktur. İşlemin oluşması için gerekli olan kurucu unsurların işlemde bulunması bir zorunluluk ve bizatihi işlemin varlık sebebidir.

 A2- İTİRAZ EDİLEBİLEN CEZALAR

DMK’ nın 15’inci maddesine göre yalnız uyarma ve kınama cezalarına karşı itiraz edilebilir, daha ağır cezalar için itiraz yolu kapalıdır. Her ne kadar kanunda yalnızca uyarma ve kanama cezaları zikredilmekte ise de özel kanunlarda veya yönetmeliklerde düzenlenen ihtar cezası mahiyet ve benzerlik itibariyle uyarma cezasının muadili, tevbih cezası da kınama cezasının muadili olarak kabul edilir. Bu arada kusurlu sayılma da uyarma cezasına muadil olarak kabul edilebilir. Böylece bu cezalar için de itiraz yolu ile denetim sağlanmış olur.

İdare hukuku avukatı veya İdari dava avukatı olarak görüşümüz; Uyarma, kınama veya buna muadil olan diğer disiplin cezaları, yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden birisiyle malul bulunsa dahi, menfaati ihlal edilenler kendi hiyerarşisi içinde itiraz haklarını kullanmakla yetinmek durumundadırlar. Yoklukla malul olmayan bu tür disiplin cezalarına karşı idari yargı yoluna da gidilemez.

A3- İTİRAZIN YAPILACAĞI KİŞİ VEYA MERCİLER

İtiraz, varsa bir üst disiplin amirine yoksa disiplin kurullarına yapılabilir, (DMK, m.135).  Disiplin amirleri, kurumların ilgili yönetmeliklerinde gösterilmiştir. Üst disiplin amirleri tarafından ilk disiplin amiri sıfatıyla verilmiş disiplin cezalarına itiraz varsa bu amirlerin ilk disiplin amiri olan üstün, yoksa disiplin kuruluna yapılır.

Disiplin amirliği sıfatı ile itiraz makamı sıfatı birleşemez. Diğer bir ifadeyle, bir kişi veya kurul hem disiplin cezasını veren hem de o disiplin cezasını itiraz üzerine inceleyen durumunda olamaz. Adil yargılanma hakkı ve ilkesi buna engeldir. Bu nedenle disiplin cezasını veren kişiye veya kurula itirazda bulunulamaz.

Kendi yasasında veya buna ilişken tüzük ya da yönetmelikte disiplin cezasına itiraz için bir üst amir veyahut disiplin kurulu öngörülmesine rağmen disiplin cezasını verene yapılan itirazla “yok hükmünde” dır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin bir kararı da bu yöndedir. Söz konusu kararda yüksek mahkeme, “Askeri Ceza Kanunu’nun 188’inci maddesine göre, disiplin cezasına itiraz halinde söz konusu itirazın bir üst disiplin amirince değerlendirilip sonuçlandırılması gerektiği halde; davacı Kara Harp Okulu öğrencisine bölük komutanı ve tabur komutanınca verilen disiplin cezalarına karşı yapmış olduğu itirazın bir üst disiplin amirince değil, cezaları veren disiplin amirince incelenip sonuçlandırılması, yoklukla malul olan bu cezalar esas alınarak öngörülen disiplin notunu kaybettiği gerekçesiyle okuldan çıkarılması hukuka aykırıdır” şeklinde hüküm verilmiştir.

A4- DİSİPLİN CEZASINA İTİRAZIN ŞEKLİ 

İtiraz, merciine verilecek bir dilekçe ile yapılır. Dilekçe normal dilekçelerdeki şartları taşımalıdır. Ayrıca dilekçede itiraz sebepleri açık olarak belirtilmelidir. Varsa belgeler de eklenmelidir.

A5- İTİRAZ SÜRESİ

İtiraz, kararın ilgiliye tebliği tarihinden itibaren (7) gün içinde yapılmalıdır. Bu süre içerisinde itiraz edilmeyen disiplin cezaları kesinleşir (DMK,m136).

A6- İTİRAZIN İNCELENMESİ

İdare hukuku avukatı veya İdari dava avukatı görüşümüz; İtirazlardan da iptal davalarında olduğu gibi idari işlemlerin unsurları dikkate alınarak bir inceleme yapılmalıdır. Çünkü idari işlemlerin unsurlarının tek tek hukuka aygın olup olmadığına bakılması suretiyle işlemin topyekûn denetlenmesi yapılabilecektir. Ancak ilk önce itirazın merciine yapılıp yapılmadığına bakılması uygun olacaktır. Yetkisiz mercilere yapılan başvurular ret edilmeden ilgili mercie dilekçenin gönderilmesi uygun olur. Mesela Kaymakamlık makamı yerine Milli Eğitim Müdürlüğüne yapılan itirazlarda dilekçenin ilgili kaymakamlığa gönderilmesi ve ilgiliye de bu hususun bildirilmesi uygun olacaktır. Merciince önce itirazın kesin ve itirazı kabil işlemlerden olup olmadığı, süresinde yapılıp yapılmadığı incelenecektir. Ayrıca dilekçe de biçim yönünden incelenecektir. Bu incelemelerden sonra esasa geçilerek işlem yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden incelenecektir. Buna göre disiplin cezasının yetkili amir tarafından verilip verilmediği, işlenen suçun kanunda tarif edilen bir disiplin suçunu oluşturup oluşturmadığı, suç ile verilen ceza arasında uyarlık bulunup bulunmadığı ve nihayet verilen cezada güdülen amacın ne olduğu araştırılacak ve buna göre bir sonuca varılacaktır. Bu inceleme sonucunda verilen ceza hukuka uygun bulunursa onanacak, bulunmaz ise ceza kaldırılacaktır.

A7- İTİRAZ ÜZERİNE VERİLEN KARAR

İtiraz üzerine yapılan inceleme sonucunda üst disiplin amirince veya ilgili kurulca bir karar verilir. DMK’ nın 136’ncı maddesinde itiraz üzerine yapılacak işleme ilişkin kurallar getirilmiştir. İtiraz haline, itiraz mercileri kararı gözden geçirerek verilen cezayı aynen kabul edebilir, cezayı hafifletebilir veya tamamen kaldırabilir. Disiplin kurullarınca, cezayı kabul veya ret etme gibi bir zorunluluk itiraz durumunda bahis konusu değildir Kanunda disiplin amiri veya disiplin kurulu ayrımı yapılmayarak inceleme sonucu cezanın hafifletilmesi, aynen kabul edilerek onanması veya cezanın kaldırılması şeklinde bir düzenleme yapılmıştır.

İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir. Yani itiraz edilen karara da itiraz etmek veya iptal davası açmak mümkün değildir (DMK, m.136).idari istikrar prensibi de bunu gerektirir.

Kanunda itiraz mercilerinin inceleme ve karar süresi 30 gün olarak sınırlandırılmıştır. Bu süre itiraz dilekçesi ile karar eklerinin intikalinden itibaren işlemeye başlar.

B-İDARİ DAVA YOLU

 B1- GENEL OLARAK İDARİ DAVA

Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay’da ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür. Bu süreler; idari uyuşmazlıklarda, yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günde başlar (İYUK,m.7). Adresleri belli olmayanlara özel kanunlarındaki hükümlere göre ilan yoluyla bildirim yapılan hallerde, özel kanununda aksine bir hüküm bulunmadıkça süre, son ilan tarihini izleyen günden itibaren on beş gün sonra işlemeye başlar (İYUK,m. 7/3). İlanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresi, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar. Ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgiller düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilirler. Düzenleyici işlemin iptal edilmemiş olması bu düzenlemeye dayalı işlemin iptaline engel olmaz. (İYUK, m.7/4)

İdare hukuku avukatı veya İdari dava avukatı olarak görüşümüz; Süreler, tebliğ, yayın veya ilan tarihini izleyen günden itibaren işlemeye başlar. Tatil günleri sürelere dâhildir. Şu kadar ki, sürenin son günü tatil gününe rastlarsa, süre tatil gününü izleyen çalışma gününün bitimine kadar uzar. Bu kanunda yazılı sürelerin bitmesi çalışmaya ara verme zamanına rastlarsa bu süreler, ara vermenin sona erdiği günü izleyen tarihten itibaren yedi gün uzamış sayılır.

  • Görevli Olmayan Yerlere Başvurma

Çözümlenmesi, Danıştay’ın, idare ve vergi mahkemelerinin görevlerine girdiği halde, adli ve askeri yargı yerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi halinde, bu husustaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemede dava açılabilir. Görevsiz yargı merciine başvurma tarihi, Danıştay’a, idare ve vergi mahkemelerine başvurma tarihi olarak kabul edilir (İYUK,m.9/1).

Adli veya askeri yargı yerlerine açılan ve görevsizlik sebebiyle reddedilen davalarda, görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra birinci fıkrada yazılı otuz günlük süre geçirilmiş olsa dahi, idari dava açılması için öngörülen süre henüz dolmamış ise bu süre içinde idari dava açılabilir (İYUK, m.9/2).

  • İdari Makamların Sükûtu

İlgililer, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilirler. Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İlgililer altmış günün bittiği tarihten itibaren dava ama süresi içinde, konusuna göre Danıştay’a, İdare ve Vergi mahkemelerine dava açabilirler. Altmış günlük süre içinde idarece verilen cevap kesin değilse ilgili bu cevabı istemin reddi sayarak dava açabileceği gibi, kesin cevabı da bekleyebilir. Bu taktirde dava açma süresi işlemez. Ancak, bekleme süresi başvuru tarihinden itibaren altı ayı geçemez. Dava açılmaması veya davanın süreden reddi hallerinde, altmış günlük sürenin bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse, cevabın tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açabilirler (İYUK, m.10).

  • Üst Makamlara Başvurma

İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur (İYUK, m.11/1). Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır (İYUK,m.11/2). İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar. Geçmiş süre de hesaba katılır (İYUKK, m. 11/3).

B2- DİSİPLİN CEZALARINA KARŞI İDARİ DAVA YOLU

Her şeyden önce, disiplin cezalarına karşı Danıştay’a başvurmanın “itiraz” olmayıp “idari dava” olduğunu belirtmek gerekir. “itiraz”, hiyerarşik denetim yolu, “idari dava” ise yargısal denetim yoludur. Hiyerarşik denetime “itiraz”, yargısal denetime de “iptal davası” denilmesi gerekirken 657 sayılı kanun her ikisine birden itiraz demekle anlam karmaşasına yol açmıştır.

Danıştay 3. Dairesi,657 sayılı kanundaki disiplin cezalarına karşı Danıştay’a başvurabileceğine ilişkin düzenlemenin idari dava yolu niteliğinde olduğuna ve devlet memurluğundan çıkarma cezasının ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren kesin ve uygulanması gereken bir işlem niteliği taşıdığına karar vermiştir.

Danıştay 3.Dairesi’nin söz konusu kararında; “sorunu hukuki açıklığa kavuşturabilmek için öncelikle, 657 sayılı kanunun 132,135 ve 136’ıncı maddelerini birlikte inceleyerek disiplin cezalarına karşı Danıştay’a başvurabileceği yolundaki düzenlemenin niteliğini araştırmak, başka bir anlatımla disiplin cezalarına karşı Danıştay’a başvurmanın bir idari itiraz yolu mu yoksa yargı yolu mu olduğunu saptamak gerekir.

İdare hukuku avukatı veya İdari dava avukatı olarak görüşümüz; Kanunun itiraz başlığı taşıyan 135’inci maddesinde, ‘Sicil amirleri tarafından verilen cezalara karşı itiraz, varsa bir üst sicil amirine, yoksa disiplin cezası vermeğe yetkili amire yapılabilir. Bir üst sicil amirinin kararına karşı, disiplin cezası vermeğe yetkili amire başvurabilir. Disiplin cezası vermeğe yetkili amirin doğrudan doğruya veya onayı ile verilen disiplin cezalarına ve Devlet memurluğundan çıkarma cezasına karşı Danıştay’a başvurabilir’ hükmü yer almıştır. Bu hükmü değerlendirirken 126’ncı maddeyi gözden uzak tutmamak gerekir. 126’ncı madde ile disiplin cezası verme yetkisi esas ilke olarak atamaya yetkili amire verilmiş olup istisnai olarak sicil amirlerine de uyarma ve kınama cezası verme yetkisi tanınmıştır. İşte 135’inci maddede düzenlenen itiraz, istisnai olarak sicil amirine tanınan yetkinin kullanılması halinde sicil amirinin kararına karşı asıl yetkili olan amire başvurma olanağının tanınmasından ibaret olup Danıştay’a başvurma bu nitelikte değildir. Nitekim 136’ncı maddede yetkili amire başvurma halinde itiraz süresi 10 gün olarak belirlendiği halde Danıştay’a başvurmada sürenin, Danıştay Kanunundaki süre olduğu hüküm altına alınmıştır. Danıştay kanununda herhangi bir itiraz süresi yer almadığına göre kanun koyucunun Danıştay kanununa yaptığı bu atıf ile dava açma süresi kastettiği, dolayısıyla ‘itiraz’ sözcüğünü kullanmış olmasına karşın idari itiraz yolunu değil Anayasa’nın 118’inci maddesinin üçüncü fıkrası hükmüne paralel olarak dava yolunu öngördüğü kuşkusuzdur. Bunun idari itiraz yolu olduğu biran için kabul edildiği takdirde; itiraz üzerine Danıştay’ca verilecek karara karşı Anayasa’nın 114’üncü ve 118’inci maddeleri ile Danıştay Kanununun 30’uncu maddesi uyarınca Danıştay’da idari dava açılabileceğine göre derhal yürütülmesi hizmet gereği olan bir disiplin cezası kararının, Danıştay’da iki kez incelenmesi sonucu ortaya çıkar ki kanun koyucunun ikili itiraz yolunu seçerek işlemin yürütülmesini geciktirmeyi amaçladığı düşünülemez. Bu yol idari hizmetlerin gereklerine de uygun düşmez. Zira Danıştay’a başvurma idari itiraz yolu olarak kabul edildiği takdirde özellikle devlet memurluğundan çıkarma cezası verilen bir memurun daha  uzunca bir süre görevine devam etmesi gerekecektir ki bunun yaratacağı sakıncalar açıklanmaya gereksinim göstermez. Kanun koyucunun hizmetin yürütülmesinde aksaklıklar yaratacak böyle bir sonucu öngördüğünü düşünmek de olanak dışıdır.

Doktrinde; her idari ve yargısal tasarrufa karşı itiraz edilebildiği gibi disiplin cezalarına karşı da idari ve yargısal mercilerde itiraz edilebilir. İdari itiraz yolları ancak hiyerarşik amirlerden sicil amirleri tarafından verilecek cezalar hakkında bahis konusu olabilir. Kanun bu itiraz mercilerini göstermiştir. Sicil amiri tarafından verilen uyarma cezalarına karşı ilgili memurun varsa önce bir üst sicil amirine, yoksa atamaya yetkili amire yapılabilir. Üst sicil amirinin kararına karşı atamaya yetkili amire başvurabilir.

Bu karara karşı Danıştay’a başvurabileceği gibi atamaya yetkili amirin doğrudan doğruya veya onayı ile verilen disiplin cezalarına karşı da ancak Danıştay’a itiraz olunabilir. Kanunun Danıştay’a itiraz olunabilir demesinden bu müracaatın bir iptal veya temyiz yolu olmayıp sadece idari bir itiraz olduğu iddia edilebilirse de böyle bir iddia Anayasa’nın açık hükmü karşısında varit değildir. Anayasa’nın 118’inci maddesinin üçüncü fıkrasında “disiplin kararları yargı mercilerinin denetimi dışında bırakılamaz” denilmek suretiyle hangi merci tarafından ve hangi usul dairesinde verilmiş olursa olsun hiçbir disiplin cezası kararının yargı denetimi dışında kalamayacağı belirtilmiştir.

Yüksek disiplin kurulları tarafından verilen ‘Devlet memurluğundan çıkarma cezasına karşı Danıştay’a başvurulabileceği’ kanunda açıklanmıştır. Bu da anayasanın hükmüne ve hukukun genel kurallarına göre tabidir. Diğer taraftan uygulama da bu yolda yürümektedir. 657 sayılı kanunun yürürlüğe girdiği tarihten beri Danıştay 5’inci dairesi ve 1.1.1978 tarihinden beri de Mürettep Daire, disiplin cezalarına karşı Danıştay’a yapılan başvuruları idari dava olarak kabul etmekte ve buna göre inceleme yaparak karar vermektedirler.

İdare hukuku avukatı olarak görüşümüz; Yukarıdan beri açıklanmaya çalışıldığı üzere 657 sayılı kanunda yer alan disiplin cezalarına karşı Danıştay’a başvurulabileceğine ilişkin düzenleme idari itiraz yolu olmayıp idari dava yolu niteliğindedir” demektedir.

Bazı disiplin cezalarına karşı yargısal başvuru idari yargı organlarına yapılır. Bu organlar, idare mahkemeleri, bölge idare mahkemeleri ve Danıştay’dır. Aylıktan kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması ve devlet memurluğundan çıkarma cezalarına karşı idari yargı yoluna başvurulabilir (DMK, m.135). Yargı yoluna başvurma süresi altmış gündür. Bu süre içinde dava açılmaması halinde disiplin cezaları kesinleşir.

Disiplin cezaları her ne kadar idari işlem sayılsa da idarenin diğer işlemlerinden itiraz ve dava yolu açısından ayrılmaktadır. Örneğin; 2577 sayılı idari Yargılama Usulü kanununun 11’inci maddesine göre, idari işlemlere karşı dava açmadan önce değiştirilmeleri, kaldırılmaları veya yeni bir işlem yapılması için bir üst makama, bir üst makam yoksa işlemi yapmış olan makama idari itirazda bulunmak mümkündür. Dava süresi içinde yapılması gereken bu başvuru dava açma süresini durdurur. Başvurunun sonucuna göre kanunda gösterilen usule uyularak dava hakkı kullanılır. Bur idari işlem olması nedeniyle kural olarak disiplin cezaları da bu usule tabi olması gerekirken, Danıştay farklı bir yoruma giderek bu cezalar yönünden 11’inci maddede düzenlenen itiraz yoluna başvurmanın mümkün olmadığını, bunlar bakımından sadece dava yoluna gidilebileceğini kabul etmiştir. Dolayısıyla bu cezalara karşı idari başvuru yoluna gitmek dava süresini durduran bir neden oluşturmamaktadır. Konuya ilişkin olarak bir kararda; “kesin bir işlem olan kademe ilerlemesinin durdurulması cezasına 2577 sayılı Kanunun 11’inci maddesi uyarınca yapılan itirazın, dava açma süresini durdurmayacağı” ifade edilerek bu durum açıkça belirtilmiştir. Bir başka kararda, “işlemin tebliğ tarihinden itibaren doğrudan dava açılması gerekirken” 216 idareye başvurulmuş olmasının dava açma süresini durdurmayacağı hüküm altına alınmıştır.

Bazı yönetmeliklerde disiplin kurulunun kararına karşı yine disiplin kuruluna itiraz edilmiştir. Örneğin; 02.04.1975 günü, 15196 sayılı Resmi Gazete yayımlanmış olan PTTT personel yönetmeliğinin 140’ıncı maddesinde yüksek disiplin kurulu tarafından verilmiş olan cezalara karşı yüksek disiplin kuruluna itiraz edebileceği hükmü getirilmiştir.

B3- YARGI KARARININ SONUÇLARI

   Disiplin cezasına karşı açılan davanın retle sonuçlanması yeni bir hukuki duruma yol açmaz. Esasen verildiği anda hüküm ifade eden ve derhal uygulanmış olan disiplin cezalarına ilişkin olarak açılan davanın reddedilmesi sonrasında yeni bir işlem yapılması gerek yoktur.

Davaya konu disiplin cezasının iptal edilmesi halinde ise, söz konusu işlem tesis edildiği andan itibaren ortadan kalkmış sayılacaktır. Bu, iptal kararlarının geriye yürür şekilde etki göstermesinin sonucu budur. 2577 sayılı idari yargılama usulü kanununun 28’inci maddesine göre, idare iptal ya da yürütmenin durdurulması yönündeki yargı kararlarının gereklerine göre en geç 30 gün içinde işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Yargı kararları uyarınca işlem tesis edilmemesi idare ve ilgili kamu görevlileri bakımından maddi manevi tazminat yükümlülüğü doğuracağı gibi Türk Ceza Kanunu bakımından da görevi kötüye kullanma suçunu oluşturacaktır.

Verilen iptal ya da yürütmeyi durdurma kararı üzerine disiplin cezasına ilişkin olarak ilgilinin sicilinde yer alan kayıtlar çıkarılır. İptal kararına konu disiplin cezasının ilgili bakımından doğurduğu diğer sonuçlar da ortadan kaldırılır. Örneğin, aylıktan kesme cezasında kesilen aylık davacıya ödenir. Yapılmayan kademe ilerlemesi yapılır. Meslekten veya memuriyetten çıkarılan memur göreve başlatılarak, görevden ayrı kaldığı sürece alamadığı aylık ve diğer özlük hakları ödenir ve bu süreye ilişkin derece ve kademe terfileri yapılır.

  • AVRUPA İNSAN HAKLARI KAHKEMESİNE BAŞVURU YOLU

C1- SÖZLEŞMEYLE KONULAN TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLER

İdare hukuku avukatı olarak görüşümüz; Disiplin cezalarının sözleşmeyle öngörülen koruma mekanizmasından yararlanıp yararlanamayacağı adil yargılanma hakkının düzenlendiği 6’ncı madde ile ilgili bir konudur. Bu nedenle adil yargılanma hakkı çerçevesinde disiplin cezalarının ele alınması gerekir.

MEDENİ HAK VE YÜKÜMLÜLÜKLER

Adil yargılanma hakkı, idari yargıda geçerli bir temel ilkedir, idari yargının da adil yargılanma hakkının gereklerine, koşullarını uygun olarak işlemesi gerekir. AİHS’nin 6’ncı maddesinin bu hakkın uygulanma alanı açısından idare yargısına doğrudan ve sözel bir gönderme yapmaması, idare yargısının adil yargılanma ilkesine uygun bir yargısal faaliyet alanı olmadığı anlamına gelmez. Adil yargılanma hakkı, idare yargısının her aşamasında ve burada görülen her türlü davada geçerli ve etkili olmak gerekir.

Kamu hukukunun konusuna giren işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıklar da komisyon ve divan tarafından daha başlangıçta reddolunmamaktadır. Komisyon ve divan, şikâyet konusu uyuşmazlık, kamu hukukundan kaynaklanmakla birlikte “kişiyi etkiliyor” ise şikâyet konusunu incelemektedir. Örneğin, idari yargının konusuna giren her işlem, şikâyet konusu yapıldığında incelenmemekte, bu işlemler sonucunda kişinin temel hak ve hürriyetini etkileyen bir sonuç doğuruyorsa incele konusu yapılmaktadır. Zira komisyon ve divana göre olaya uygulanan kanunun niteliği önemli değildir. Bu kanunlar ister hukuki, ister ticari ve isterse idari kanunlar olsun ve olaya idari bir makam ya da mahkeme baksın, somut olayda kişinin özel hukuk alanını da ilgilendiriyor veya etkiliyorsa, 6’ncı maddenin uygulanması gerektiğine karar vermektedir. İnşaat ruhsatı verilmesi isteminin reddi, bir meslek veya faaliyetin icrası için istenilen izin, idari yargının temel ilkelere uygun işlemediği yolundaki itiraz, kamulaştırma, mülkiyet hakkına ilişkin uyuşmazlıklar komisyon ve divan tarafından 6’ncı madde kapsamında görülebilmektedirler.

DİSİPLİN SUÇ VE CEZALIRININ UYGULANMASI

  1. DİSİPLİN KOVUŞTURMASI

Hukuk kuralları tarafından tasvip edilmeyen insan davranışları yine hukuk kuralları tarafından düzenlenmiş olan hukuki veya cezai nitelik taşıyan çeşitli yaptırımlarla karşılanır. Bu yaptırımların önemli bir kısmını Türk ceza kanunu ile özel ceza kanunlarında yer alan cezai yaptırımlar oluşturur. Günümüzde ceza kanunlarında yer alan hürriyeti bağlayıcı cezalar ile para cezalarının yanı sıra disiplin cezaları gibi idari nitelikli yaptırımlar da hukuka aykırı davranışların cezalandırılmasında önemli bir yer tutmaktadır.

Fail, suç teşkil eden bir fiili için sade bir kez cezalandırılır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 44’üncü maddesinde düzenlenen fikri içtima hükmüne göre; işlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır. Fail bir eylemi ile aynı kanunun birden fazla hükmünü veya farklı kanunların ceza içeren hükmünü ihlal edebilir. Bu durumda fail ihlal edilen hükümlerden en ağır cezayı gerektiren suç ile cezalandırılacaktır. Aynı şekilde bir eylemi nedeniyle birden fazla disiplin suçunu işlemiş olan kişi de en ağır olan disiplin cezası ile cezalandırılır. Disiplin kovuşturması da en ağır cezayı gerektiren suça yönelik olur. Diğer bir ifadeyle, birden fazla disiplin hükmünü ihlal eden bir davranışa bunlardan en ağır olanının cezası verilecek ve ihlal edilen diğer hükümlerden dolayı ceza verilmeyecektir.

Uygulamada en çok karşılaşılan durum disiplin cezasının adli bir ceza ile birlikte uygulanması halidir. İşte bu gibi durumlarda hâkimin vereceği adli ceza ile idarenin vereceği disiplin cezası birbirinden tamamen ayrıdır. Bunların soruşturmaları da birbirinden bağımsız yürütülür. Bununla birlikte eylem birlikteliği nedeni ile disiplin soruşturması ile adli soruşturma birbirleri ile yakından ilgilidir. Bu kural 657 sayılı Kanunun 125’inci maddesinin son fıkrası ile 131’inci maddesinde belirtilmiştir. Buna göre; disiplin kovuşturmasının yapılmış olması, fiilin genel hükümler kapsamına girmesi halinde, sanık hakkında ayrıca ceza kovuşturması açılmasına engel teşkil etmez. (m.125/son); aynı olaydan dolayı memur hakkında ceza mahkemesinde kovuşturmaya başlanmış olması, disiplin kovuşturmasını geciktirmez. Memurun ceza kanununa göre mahkum olması veya olamaması halleri, ayrıca disiplin cezasının uygulanmasına engel olmaz.(m.131). bu gibi durumlarda “ceza kovuşturmasının bağımsızlığı ilkesi” ile “disiplin kovuşturmasının bağımsızlığı ilkesi” birlikte uygulanır.

Disiplin kovuşturmasının bağımsızlığı ilkesinin kabul edilmesindeki temel nedenlerden birisi disiplin cezalarıyla adli cezalar arasındaki nitelik farkıdır. İkinci neden ise disiplin hukukunda öngörülen zamanaşımı sürelerinin ceza hukukuna nazaran çok daha kısa olmasının yaratacağı sorunların önlenmesidir.

Danıştay 3. dairesi, 657 sayılı Kanunun 131’inci maddesinin; ceza kovuşturması veya ceza mahkemesi kararının, hiçbir surette disiplin kovuşturması ve disiplin cezası uygulamasını etkilemeyecek şekilde uygulanması gerektiğine karar vermiştir.

İdare hukuku avukatı veya İdari dava avukatı görüşümüz; Disiplin kovuşturmasının bağımsız hareketle Danıştay, bir eylemde suç unsuru görülmeyerek yetkili makamlarca kovuşturma izni verilmemiş olmasını söz konusu eyleme yönelik olarak disiplin cezasının uygulanmasına engel olamayacağına karar vermiştir.

Disiplin ceza zamanaşımının kısalığı nedeniyle aynı zamanda ceza kovuşturması yürütülen bir kişiye genellikle ceza mahkemesi kararından önce disiplin cezası verilmektedir. Uygulamada bu konuda büyük sorun çıkmaktadır. Disiplin soruşturması zamanaşımı kısa olduğu ve delil toplama olanağı ceza soruşturmasına nazaran daha sınırlı olduğu için çoğunlukla “ceza tertibine yer olmadığına” dair karar verilmekte, ceza davası mahkûmiyetle sonuçlandığında ilgili memur disiplin cezasından kurtulmuş olmaktadır. Çünkü 657 sayılı kanunun 136/4’üncü maddesine göre, itiraz edilmeyen kararlar ile itiraz üzerine verilen kararlar kesin olup bu kararlar aleyhine idari yargı yoluna başvurulamaz.

  • DİSİPLİN CEZASINI UYGULAMA ZAMANI

657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 132’nci maddesine göre; “Disiplin cezaları verildiği tarihten itibaren hüküm ifade eder ve derhal uygulanır. Aylıktan kesme cezası, cezanın veriliş tarihini takip eden aybaşında uygulanır. Verilen disiplin cezaları sıralı sicil amirine, Devlet memurluğundan çıkarma cezası ayrıca devlet personel başkanlığına bildirilir. Kendilerine disiplin cezası olarak aylıktan kesme veya kademe ilerlemesini durdurma cezası verilenler, valilik, büyükelçilik, müsteşar, müsteşar yardımcılığı, genel müdürlük, genel müdür yardımcılığı ve daire başkanlığı görevlerine atanamazlar. Atamaları Bakanlar Kurulu Kararı ile yapılanlar hakkında da yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır.”

DMK’nın 132’nci maddesinde disiplin cezalarının ilgililere tebliği konusunda bir hükme yer verilmemiş, sadece 136’ıncı maddesinde itiraz süresinin tebliğ tarihinden başlayacağı belirtilmiştir. Bu maddeye göre; “Disiplin amirleri ve disiplin cezalarına karşı yapılacak itirazlarda süre, kararın ilgiliye tebliği tarihinden itibaren 7 gündür. (m.136/1).

Disiplin cezalarının ilgililere tebliğiyle ilgili düzenleme, Disiplin Kurulları ve Disiplin Amirleri Hakkında Yönetmeliğin 15’inci maddesinde yapılmıştır.

Bu maddeye göre;

  • Disiplin amirlerince verilen disiplin cezaları, bu amirler;
  • Kademe ilerlemesinin durdurulması cezası, atamaya yetkili amirler;
  • Memurluktan çıkarma cezasına ilişkin yüksek disiplin kurum kararı, kurul başkanı tarafından, en geç kararların verildiği tarihi izleyen 15 gün içinde ilgillere tebliğ olunur.
  • DİSİPLİN CEZALARINA İLİŞKİN BİLDİRİMLER

Yukarıda da belirtildiği üzere DMK’nın 136/1’inci maddesi uyarınca “verilen disiplin cezaları sıralı sicil amirine, Devlet memurluğundan çıkarma cezası ayrıca Devlet Personel Başkanlığı’na bildirilir”.

  • AYLIKTAN KESME VE KADEME İLERLEMESİNİ DURDURMA CEZASININ SONUCU

Kendisine disiplin cezası olarak aylıktan kesme veya kademe ilerlemesini durdurma cezası verilen memur, valilik, büyükelçilik, müsteşar, müsteşar yardımcılığı, genel müdürlük, genel müdür yardımcılığı ve daire başkanlığı görevlerine atanamazlar (DMK, m.132/4) devlet memurları kanununun bu hükmü atamaları bakanlar kurulu kararı ile yapılanlar hakkında uygulanır (DMK, m.135/5).

  1. DİSİPLİN SORUŞTURULMASININ YÜRÜTÜLMESİ

Disiplin suçları her ne şekilde öğrenilmiş olursa olsun, soruşturmaya yetkili makamın emri ile başlanabilir. Soruşturma yapmakla görevlendirilen soruşturmacının, memuriyet statüsü veya rütbesinin, hakkında işlem yapılan memurun statü veya rütbesinden üst konumda, en azından eşdeğer konumda bulunması gerekir.

B1- DİSİPLİN SUÇUNUN ÖĞRENİLMESİ

İdare hukuku avukatı olarak görüşümüz; 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda disiplin suçu teşkil eden eylem ve işlemlerin öğrenilmesi halleri belirtilmemiştir. Bununla birlikte kamu personelinin disiplin suçu oluşturan eylem ve işlemleri şikâyet, ihbar, idare içinde yürütülen çeşitli teftiş ve denetim faaliyetleri sırasındaki tespit, medyada haber veya doğrudan olaya tanık olunması şeklinde öğrenilebilir. Şikâyet, yazılı dilekçe ile veya tutanağa geçirilen bir beyanla olur ve uygulamada daha çok yazılı ve imzalı bir dilekçe ile yapılmaktadır. Şikâyet, disiplin suçunu işleyen memurun hiyerarşik amirine veya kurum amirine yapılır. İhbar, disiplin suçunun işlendiğinin sözle veya yazılı olarak kurum amirine veya hiyerarşik amire bildirilmesidir. İhbarda esas olan kimlik ve adres belirmek ise de isim, adres ve imza içermeyen yazılı ihbarlar somut olgulara dayandırılıyorsa işleme konulmalıdır. Disiplin suçu oluşturan eylem veya işlemler bazen teftiş veya denetimlerde ortaya çıkar. Bu durumda denetmen veya müfettiş durumu rapor etmeli ve ilgili memurun kurumuna konuyu yazılı olarak iletmelidir. Disiplin suçu oluşturan eylem veya işlemler yazılı veya görsel basın vasıtasıyla da öğrenilebilir. Bu durumda ilgili memurun kurumu tarafından konu araştırmalı ve disiplin suçunun tespiti halinde soruşturma başlatılmalıdır. Disiplin suçu oluşturan eylem veya işlemler bazen de kurum veya disiplin amiri tarafından bizzat tespit edilir. Bu durumda söz konusu eylem veya işlem hakkında tutanak düzenlenmeli ve disiplin soruşturmasına başlanmalıdır.

Öğrenilen disiplin suçunun, işlenip işlenmediği, işlenmişse işlenme yeri, zamanı, işlenme şekli gibi disiplin cezalarının mevzuata uygun olarak uygulanabilmesi bakımından önem taşıyan diğer hususların tespit edilebilmesi ve ayrıca suçlama konusunda ilgilinin savunmasının alınabilmesi için usulüne uygun şekilde bir soruşturma yapılması gerekmektedir. Ancak kimi durumlarda teknik anlamda bir soruşturma yapılmadan önce de belirtilen konulara ilişkin olarak idarenin bir ön inceleme ve araştırma yapması gerekli olabilir. Yapılan bu inceleme ve araştırma sonucuna göre soruşturma açıp açmamak disiplin amirinin takdirinde olan bir husustur.

B2- SORUŞTURMACI ATANMASI

657 sayılı Devlet Memurları Kanununun disiplin bölümü içinde yer alan çeşitli hükümlerinde soruşturmadan ve soruşturmacıdan söz edilmekle birlikte, soruşturmacı tayini, soruşturmacının nitelikleri, soruşturmanın yürütülme biçimi gibi hususları açıkça düzenleyen kurallar yer almaktadır. Bu faaliyetlerin bir kısmı idari teamüllere göre, bir kısmı ise zaman içinde oluşan yargısal içtihatlara göre yürütülmektedir.

Danıştay, disiplin cezası uygulanabilmesi için usulüne uygun olarak bir soruşturmacı tayin edilerek disiplin soruşturması yapılmış olması zorunlu görmektedir. Bir kararında; davacının, hakkında herhangi bir disiplin soruşturması açılmaksızın, doğrudan disiplin amirince savunması alınarak aylık kesimi cezası ile cezalandırılmasında isabet bulunmamıştır.

Danıştay 10. Dairesi müze müdürü olan bir davacı ile ilgili söz konusu kararında; “657 sayılı Kanunun değişik 126’ncı maddesi 1’inci fıkrasında, uyarma, kınama ve aylıktan kesme cezalarının disiplin amirleri tarafından verileceği hükme bağlanmış, aynı kanunun 128’inci maddesinde de, disiplin amirlerinin uyarma, kınama ve aylıktan kesme cezalarını soruşturmanın tamamlandığı günden itibaren 15 gün içinde verme zorunda oldukları belirtilmiştir.

Öte yandan, Disiplin Kurulları ve Disiplin Amirleri Hakkında Yönetmeliğin 19’uncu maddesi 1’inci fıkrasında, disiplin amirlerinin yükümlülükleri belirtildikten sonra, 2’inci fıkrasında aynen, “Bu genel sorumluluğu dışında disiplin amirleri ayrıca;

  • Memurların uyarma, kınama, aylıktan kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması ve memurluktan çıkarma cezalarından biriyle cezalandırılması gereken disipline aykırı davranışlarını öğrendikleri tarihten itibaren kanunen belli süreler içinde disiplin soruşturmasını başlatarak; gerekli cezayı uygulayarak, disiplin cezası verme yetkisinin zamanaşımına uğramasını önlemek,
  • Uyarma, kınama ve aylıktan kesme cezalarını soruşturmanın tamamlandığı tarihi izleyen 15 gün içinde vermek,
  • Uyarma ve kınama cezalarına karşı yapılan itirazı, cezalarla ilişkin karar ve eklerinin kendilerine intikalinden itibaren 30 gün içinde inceleyerek sonuçlandırmak zorundadırlar’ hükmü yer almıştır. Bütün bu kuralların birlikte incelenmesinden, disiplin cezası verilebilmesi için, kusurlu halin tespitinden sonra, kanunla belli süreler içerisinde ilgili memur hakkında soruşturma açılması, bu soruşturma sonucunda oluşturulan soruşturma raporunun değerlendirilerek yetkili disiplin amiri veya kurul tarafından disiplin cezasının verilmesi gerektiği anlaşılmaktadır” denilmiştir.

B3- SORUŞTURMA YÖNTEMİ

İdare hukuku avukatı olarak görüşümüz; Mevzuatta disiplin soruşturmasının nasıl yapılacağına ilişkin açık bir hüküm bulunmamakla beraber, 657 sayılı devlet memurları kanununun 124-136’ıncı maddelerinde belirtilen hükümler incelendiğinde; kovuşturma, soruşturma, soruşturma dosyası, soruşturma evrakı, soruşturmayı yapanın veya yetkili disiplin kurulunun savunma için belli bir süre vermesi gibi hususların belirtilmesinden disiplin soruşturmasının yapılmasında uyulacak yöntem ve soruşturmanın nasıl yapılacağı anlaşılmaktadır. Uygulamada soruşturma işlemleri genel hükümlere göre yürütülmektedir.

Soruşturma, suç konusu olayı incelemek, muhbir veya şikâyetçinin ihbar ve iddialarını tespit etmek, olayla ilgili tüm delilleri toplamak, gerekiyorsa bilirkişi incelemesi yaptırmak, kendisine suç isnat edilen kişinin savunmasını almak suretiyle yapılır.  Soruşturma soruşturmaya yetkili makamlarca verilecek soruşturma emri üzerine atanacak bir soruşturmacı veya kurumların kuruluş ve teşkilat yasalarına göre soruşturma yapmakla görevli müfettişlerce yapılır.

Bir disiplin suçunun işlenmesi halinde, suç ne şeklide öğrenilirse öğrenilsin, soruşturmaya yetkili makamın soruşturma emri ile başlanabilir. Soruşturmacının, sanığın rütbesinden daha üstün rütbeye veya hiç değilse aynı rütbeye sahip olması gerekir.

B4- DİSİPLİN SORUŞTURMA ROPORLARI

Tamamlanmış olan disiplin soruşturması sonucunda, bir rapor düzenlenmesi gerekir. Ancak nasıl bir rapor düzenleneceği konusunda herhangi bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Bununla birlikte uygulamada gelişen yönteme göre, disiplin raporunda şu başlıkların esas alınması gerekmektedir: başlangıç, iddia, soruşturma kapsamı dışında bırakılan konu ve nedenleri, muhbir ya da müştekiler, hakkında soruşturma yapılan ya da yapılanlar, soruşturma konusu, ifadeler, hakkında soruşturma yapılan ya da yapılanların savunmaları, inceleme ve tahlil, sonuç.

  • DİSİPLİN HUKUKUNUN İLKELERİ

992- bazı ülkelerde disiplin hukukunun “disiplin ceza hukuku” adı altında yasal düzenlemeye konu yapılıp kurumsallaştırıldığı görülmektedir. Türk hukukunda kamu görevlileri ile ilgili disiplin suç ve cezaları ile soruşturma usulünü düzenleyen kuralların 657 sayılı yasa (m.125-136) yanında çeşitli yasa ve düzenleyici idari işlemlerin de yer aldıkları görülmektedir. Örneğin, Üniversite Öğretim Elemanları ve Memurları Disiplin Yönetmeliği gibi.

      Disiplin hukukunun temel ilkeleri yargı kararları ile kimi ceza hukuku ilkelerinden esinlenerek geliştirilmiştir. İdari yaptırımlar incelenirken bu konuya değinilmişti. (Bkz. Sıra no:772) disiplin hukukuna ilişkin kimi ilkelerin de anayasal ve yasal düzenlemelere konu olduğu görülmektedir. Nitekim Anayasa’ya (m.129) göre,

  1. Savunma hakkı tanınmadıkça disiplin cezası verilemez;
  2. Uyarma ve kınama cezası ile ilgili olanlar dışında, disiplin kararları yargı denetiminin dışında bırakılamaz

993-YASALLIK İLKESİ,

Disiplin cezasını gerektirecek davranışlar ve bu davranışlara uygulanacak disiplin cezaları önceden belirtilmelidir. Bir memura disiplin cezasının uygulanabilmesi için, hem disiplin suçlarının hem de disiplin cezalarının hukuksal bir dayanağının bulunması gerekir. Hemen belirtelim ki, ceza hukukundakinin aksine olarak, disiplin suçları yasalarla ayrıntılı olarak belirtilmemiştir. Bir kurumun düzenini bozacak davranışların ayrıntılı olarak düzenlenmesine hem olanak, hem de gerek yoktur. Memurun kanunu disiplin cezasını gerektirecek eylemleri sıralama ve bunlara birer ceza belirtme yolunu seçmişti. Buna karşılık Devlet Memurları Kanunu ise, başlangıçta, takdir yetkisinin alanını genişletmiş disiplin cezası uygulayacak yerlere “durumun niteliğine ve ağılık derecesine göre” ceza takdir etme olanağı sağlamıştı. Devlet Memurları Kanunu’nda yapılan değişikliklerle eski düzene tekrar dönülmüş ve disiplin cezaları ile disiplin suçlarını yasada belirtme yoluna gidilmiştir.

Bununla beraber, 657 sayılı Yasa’nın bu yasada yazılı olmayan bir eylemin yasada yazılı eyleme benzetilerek cezalandırılmasına olanak veren hükmü (m.125/K) genel ceza hukukunda yasaklanan kıyasa izin verdiği için eleştirilmektedir.

994- ORANSALLIK İLKESİ

Suç ile ceza arasında adil bir dengenin bulunması anlamına gelen bu ilkenin yargı kararlarında geniş bir uygulama alanı bulduğu görülmektedir. Nitekim Danıştay’a göre, “eylem ile ceza arasında adil bir denge bulunması gerekeceği Ceza Hukuku ve Genel Hukuk kurallar gereğinden” olması yanında; “fiilin ağırlığı ile karşılığı cezayı saptamada idareye tanınan takdir yetkisinin makul ölçüler içinde kullanılması hukukun genel ilkelerinden” dir.

III. BÖLÜM

DEVLET MEMURLUĞUNDA İLERLEME,

YÜKSELME VE YER DEĞİŞTİRME

  1. DEVLET MEMURLUĞUNDA İLERLEME VE YÜKSELMELER

Devlet memurluğunda ilerleme ve yükselmeler derece ve kademe esasına göre yapılmaktadır. Devlet memurları kanunun 36’ncı maddesinin Ortak Hükümler Başlığı altında gösterilen derece ve kademelerden memuriyete başlarlar.

Genel kural olarak memur her yıl bir kademe ilerler ve üç yılda bir de bir derece yükselir.

  1. KADEME İLERLEMESİ

Devlet memurunun kademede ilerlemesi yapabilmesi için  bulunduğu kademede en az bir yıl çalışmış olması, yıl içerisinde olumlu sicil almış olması ve bulunduğu derecede ilerleyebileceği bir kademenin bulunması gerekir.

İdare hukuku avukatı olarak görüşümüz;     Memur bulunduğu kademede bir yıl çalışmış olsa bile sicil notu 60 puanın altında ise kademe ilerlemesi yapamaz. Ayrıca bulunan derecede yükselebilecek kademenin bulunması gereklidir. 15 ila 4’üncü derecede 9’uncu kademeye kadar yükseline bilirken 3’üncü derecenin son kademesi 8, 2’nci derecenin son kademesi 6 ve 1’inci derecenin son kademesi 4’tür. Dolayısıyla birinci derecenin dördüncü kademesine gelmiş memur, memuriyeti boyunca aynı kademeden aylık almaya devam eder. Yine 3’üncü derecenin 8’inci kademesine gelmiş memur öğrenim durumu itibariyle bir üst dereceye yükselemiyorsa ve son altı yıllık sicil notu ortalamasının 90 olması nedeniyle kademe ilerlemesi almamışsa memuriyeti boyunca aynı kademeden aylık almaya devam eder.

Devlet memurlarından 6 yıllık sicil notu ortalaması 90 ve daha yukarı olanların aylık derecelerinin yükseltilmesinde dikkate alınmak üzere bir kademe ilerlemesi uygulanır.

Ancak 72’nci madde gereğince belirli bir süre görev yapmak üzere mecburi olarak sürekli görevle atanan devlet memurlarından kalkınmada 1’inci derecede öncelikli yörelerde bulunanlara (Erzurum ve Artvin İlleri dahil) bu yörelerde fiilen çalışmak suretiyle başarılı geçirilen her iki yılın karşılığında aylık derecelerinin yükseltilmesinde dikkate alınmak üzere ayrıca bir kademe ilerlemesi daha verilir. Yıllık izinde geçirilen süreler fiilen çalışmış sayılır. İki yıldan az süreler dikkate alınmaz.

  1. DERECE YÜKSELMESİ

Memurun derece yükselmesi yapabilmesi için.

  1. Üst dereceden boş bir kadronun bulunması,
  2. Derecesi içinde en az 3 yıl ve bu derecenin 3’üncü kademesinde 1 yıl bulunması,
  3. Kadronun tahsis edildiği görev için öngörülen nitelikleri elde etmiş olması
  4. Sicil bakımından üst derecelere yükselebilecek nitelikte bulunduğunun saptanmış olması şarttır. (657-Madde 68/A)

Bu kanun hükümlerine göre öğrenim durumları, hizmet sınıfları ve görev unvanları itibariyle azami yükselebilecekleri derecelerin dördüncü kademesinden almaya hak kazanan ve son altı yıllık sicil notu ortalaması doksan ve daha yukarı olanlardan son sicil notu olumlu bulunanların kazanılmış hak aylıkları kadro şartı aranmaksızın bir üst dereceye yükseltilir. (657-Madden 37)

Sicil notunun son altı yıllık ortalamasının 90 ve üzeri olması nedeniyle yukarıda zikredilen 37’inci madde hükmü çerçevesinde bir üst dereceye yükselmeden birinci derecede olanların yararlanmasına imkân yoktur. Zira zaten yükseline bilecek en üst dereceye yükselmişlerdir. Dolayısıyla 90 ve üzeri sicil notunun birinci derecede bulunan memurlara derece ve kademe ilerlemesi yönünden fiili etkisi bulunmamaktadır. Bu durum birinci derecedeki memurların motivasyonunu bozucu nitelikte olduğundan birinci derecedeki memurların son altı yıllık sicil notu ortalamasının 90 ve üzeri olması hali için farklı bir teşvik sistemi getirilmesi gerekmektedir.

657 sayılı kanunun 68/B maddesi ile rutin derece yükselmelerine bir istisna getirilmiştir. Buna göre eğitim ve öğretim hizmetleri sınıfı hariç, sınıfların 1,2,3 ve 4’üncü derecelerindeki kadrolarına, derece yükselmesindeki süre kaydı aranmaksızın, atanmasındaki usule göre daha aşağıdaki derecelerden atama yapılabilir.

Ancak, bu şekilde bir atamanın yapılabilmesi için ilgilinin:

  1. 1’inci dereceli görevlerden ek göstergesi 5300 ve daha yukarıda olanlar için en az 12 yıl
  2. 1 ve 2’nci derece görevlerden ek göstergesi 5300’den az olanlar için en az 10 yıl,
  3. 3 ve 4’üncü dereceli görevler için en az 8 yıl hizmetinin bulunması gerekir.
  1. BİR SINIFTAN BAŞKA BİR SINIFA GEÇME

Memurların eşit dereceler arasında veya derece yükselmesi suretiyle sınıf değiştirmeleri caizdir. Bu şekilde sınıf değiştireceklerin geçecekleri sınıf ve görev için bu kanunda veya kuruluş kanunlarında belirtilen niteliklere sahip olmaları şarttır. Bu durumda sınıfları değişenlerin eski sınıflarının derecesinde elde ettikleri kademelerde geçirdikleri süreler yeni sınıflardaki derecelerinde dikkate alınır.

Kurumlar, memurlarını meslekleri ile ilgili sınıftan genel idare hizmetleri sınıfına veya genel idare hizmetleri sınıfından meslekleri ile ilgili sınıfa, görev ve unvan eşitliği gözetmeden kazanılmış hak aylık dereceleriyle atayabilirler.

Eski sınıflarında, görev alacakları yeni sınıfa göre memurluğa daha yüksek bir derece ve kademeden başlamış olup da sınıf değiştirenlerin yeni görevlerindeki ilk ilerleme süreleri eski sınıflarında kazandıkları derece ve kademelere tekabül eden süre kadar uzatılır ve bu süre tamamlanıncaya kadar kendilerine sınıf değiştirmeleri sırasında bulundukları derecede kademe ilerlemesi verilmez. (657-Madde 71)

İdare hukuku avukatı olarak görüşümüz; Bu düzenleme ile idare memurları meslekleri ile ilgili sınıftan genel idare hizmetleri sınıfına veya genel idare hizmetleri sınıfından meslekleri ile ilgili sınıfa kazanılmış hak aylık ve dereceleriyle görev ve unvan eşitliği gözetmeden atama hakkı verilmektedir. Yani idare teknik hizmetler sınıfında görev yapan bir mühendisi genel idare hizmetleri sınıfında örneğin bir daire başkanlığı kadrosuna atayabileceği gibi gerektiğinde ilgiliyi teknik hizmetler sınıfındaki kadrosuna iade edebilecektir.

Ancak burada idareye tanınan takdir hakkı sınırsız değildir. İdarenin bu hakkı kullanırken kamu yararı ve hizmet gereklerini göz önünde bulundurması gerekmektedir. 71’inci madde ile idareye verilen takdir yetkisi daha çok genel idare hizmetleri sınıfındaki yönetici memurların (müdür, şube müdürü, daire başkanı, genel müdür yardımcısı, genel müdür, müsteşar vb) görevlerinden alınarak asli kadrolarına iade edilmesi amacıyla kullanılmaktadır. Ancak yukarıda zikredilen 71’inci madde ile idareye tanınan takdir yetkisinin somut nedenlere dayanması gerekmektedir. Memuru genel idare hizmetleri sınıfındaki kadrosunda kalmasının kamu yararına veya hizmet gereklerine uygun olmadığının idarece gerekçelendirilmesi gereklidir. Tabiidir ki bu gerekçelerin de somut verilere dayanması gereklidir. Örneğin soruşturma sonucunda memurun görevinde başarısızlığının tespit edilmiş olması, görevi gereği gibi yürütemediğinin anlaşılması, görevindeki başarısızlıkları veya kusurları nedeniyle idari ve adli yaptırımlara maruz kalmış olması ve bu yaptırımların görevine devama engel olması gereklidir. Aksi takdirde yani somut dayanak bulunmadan memurun görevinden alınarak mesleği ile ilgili sınıftaki bir kadroya atanması halinde bu işlem idari yargı merciince iptal edilecektir.

“657 sayılı devlet memurları kanunun 71/2. maddesinde, kurumların memurlarını meslekleri ile ilgili sınıftan genel idare hizmetleri sınıfına veya genel idare hizmetleri sınıfından meslekleri ile ilgili sınıfa, görev ve unvan eşitliği gözetmeden kazanılmış hak aylık dereceleriyle atayabilecekleri hükme bağlanmış; aynı yasanın 76. maddesinin 1. fıkrasında da, “kurumlar, görev ve unvan eşitliği gözetmeden kazanılmış hak aylık dereceleriyle memurları bulundukları kadro derecelerine eşit veya 68. maddedeki esaslar çerçevesinde daha üst, kurum içinde aynı veya başka yerlerdeki diğer kadrolara naklen atayabilirler.” Hükmüne yer vermiştir.

Anılan maddelerle memurların sınıflarının da değiştirilmesi suretiyle naklen atanmaları konusunda idareye takdir yetkisi tanındığı açık olup; bu yetkinin ancak kamu yararı ve hizmet gerekleri göz ardı edilerek kullanıldığının kanıtlanması ya da idari yargı merciince saptanması halinde, sözü edilen bu durumun dava konusu idari işlemin, sebep ve maksat yönlerinden hukuka aykırılığı nedeniyle iptalini gerektireceği yerleşmiş yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.” ‘Danıştay 5. dairesi, 11/01/1999 E:1998/2434, K:1999/74)

Bazı durumlarda ise idarenin memuru genel idare hizmetleri sınıfından alarak mesleği ile ilgili kadroya nakletmesi bir zorunluluk olabilmektedir. Böyle durumlarda takdir yetkisi bağlı yetki niteliğindir. 657 sayılı kanunun 132’nci maddesinde “Kendilerine disiplin cezası olarak aylıktan kesme veya kademe ilerlemesini durdurma cezası verilenler, valilik, büyükelçilik, müsteşar, müsteşar yardımcılığı, genel müdürlük, genel müdür yardımcılığı ve daire başkanlığı görevlerine atanamazlar. Atamaları bakanlar kurulu kararı ile yapılanlar hakkında da yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır” denilmiştir. Dolayısıyla bu görevlerde bulunan devlet memurları aylıktan kesme disiplin cezası veya kademe ilerlemesini durdurma cezası aldıklar takdirde bu görevlere atanma şartlarını kaybettiklerinden görevlerinden alınma zarureti hâsıl olacak ve idare ilgilileri görevlerinden alarak meslekleri ile ilgili sınıftaki kadrolarına veya yukarıda sayılan kadrolardan daha alt bir kadroya atayacaktır. Burada idarenin takdir yetkisi bulunmayıp kanunun amir hükmü gereğince memurun görevinden alınması bir zorunluluktur.

İdarenin takdir hakkı mesleklerle ilgili sınıftan genel idare hizmetleri sınıfına, genel idare sınıfından meslekleri ile ilgili sınıfa memurun atanmasındadır. Memurun genel idare hizmetleri sınıfı dışındaki bir sınıfta görev yapmakta iken başka bir sınıfa isteği olmaksızın atanmasına madde cevaz vermemektedir. Zira maddenin birinci fıkrarsında memurların eşit dereceler arasında veya derece yükselmesi suretiyle sınıf değiştirmesinin caiz olduğu belirtilmiş ikinci fıkrada olduğu gibi idareye resen sınıf değiştirme konusunda takdir hakkı tanınmamıştır.

“657 sayılı devlet memurları kanunun 71. maddesinin 1. fıkrasında “memurların eşit dereceler arasında veya derece yükselmesi suretiyle sınıf değiştirmeleri caizdir. Bu şekilde sınıf değiştireceklerin geçecekleri sınıf ve görev için bu kanunda veya kuruluş kanunlarında belirtilen niteliklere sahip olmaları şarttır. Bu durumda sınıfları değişenlerin eski sınıflarının derecesinde elde ettikleri kademelerde geçirdikleri süreler yeni sınıflardaki derecelerinde dikkate alınır.” Hükmüne yer verilmiş, aynı maddenin 2. fırkasında da kurumların, memurlarını meslekleri ile ilgili sınıftan genel idare hizmetlerin sınıfına veya genel idare hizmetleri sınıfından meslekleri ile ilgili sınıfa, görev ve unvan eşitliği gözetmeden kazanılmış hak aylık dereceleriyle atayabilecekleri hükme bağlanmıştır.

Anılan maddenin 1. fıkrasında ilgililere, kendi istekleri üzerine sınıf değiştirebilme olanağının tanındığı; 2. fıkrasında ise idarelere kamu yararı ve hizmet gerekleri ile sınırlı olarak memurların sınıfını değiştirme konusunda takdir yetkisi verildiği görülmektedir.

Dava dosyasının incelenmesinden, genel idare hizmetleri sınıflında şoför olarak görev yapan davacının, hakkında soruşturma gerekçe gösterilerek yardımcı hizmetler sınıfında hizmetli olarak atamasının yapıldığı anlaşılmış olup; bu haliyle dava konusu işlem, davacının sınıfının değiştirilmesi suretiyle naklen atanması işlemidir.

Davacı kendi isteği dışında genel idare hizmetleri sınıfında şoförlük görevinden yardımcı hizmetler sınıfında bir göreve atandığına göre, adı geçen hakkında tesis edilen işlemin dayandığını, yukarda metni yazılı olan 71.maddenin 2.fıkrası hükmü oluşturmaktadır.

Ancak anılan madde memurların meslekleri ile ilgili sınıftan genel idare hizmetleri sınıfına veya genel idare hizmetleri sınıfından meslekleri ile ilgili sınıfa geçmelerine olanak tanımakta olup, genel idare hizmetlerinde şoför olarak görev yapan davacının bir meslek sınıfı olmayan yardımcı hizmetler sınıfına atanması mümkün değildir.

Her ne kadar, dava konusu işleme dayanak olarak gösterilen soruşturma raporunun incelenmesinden, davacının şoförlük görevinden alınmasında hukuka aykırılık bulunmamakta ise de, işlemin sınıf değişikliğini de içermesi nedeniyle yukarıda belirtilen hususlar dikkate alınmaksızın davanın reddi yolunda verilen idare mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.” (Danıştay 5. dairesi, 06/12/1995, E: 1993/2288, K: 1995/3951)    

  • AYNI KURUM İÇİNDE YERDEĞİŞTİRME SURETİYLE ATAMA

Bu konu, DMK’nın 15.5.1982 tarih ve 2670 sayılı Yasa ile değişik 72’nci maddesi ile düzenlenmiştir. Buna göre, kurumlarda yer değiştirme suretiyle atamaların, hizmet gereklerine, özelliklerine, Türkiye’nin ekonomik, sosyal, kültürel ve ulaşım şartları yönünden benzerlik ve yakınlık gösterilen iller gruplandırılarak tespit edilen bölgeler arasında adil ve dengeli bir sistem içinde yapılması öngörülmektedir.

Bu tür atamalarda ve yeniden atamalarda, aile birimini muhafaza etmek bakımından eş ve sağlık durumları, ilgili kurumlar arasında gerekli koordinasyon sağlanarak dikkate alınır, 72’nci madde hükümlerine uygun olarak Bakanlar Kurulunca 19.4.1983 ‘te kararlaştırılan bir yönetmelikle, bu tür atamalara ilişkin usul ve esaslar belirlenmiş bulunmaktadır. Bu yönetmelik, Devlet memurlarının nüfusa kayıtlı oldukları yeri, ikamet yeri dikkate alınarak memurların atanamayacakları yerleri belirmekte, memurların bu yerlerdeki görevler ile kurumlarının özellik gösteren görevlerine atanabilmeleri için hangi kademelerde ne kadar hizmet etmeleri gerektiğini açıklamakta, yer değiştirmeye ilişkin esasları düzenlemektedir.

Ancak, 29.11.1984 tarihinde bakanlar kurulunca kabul edilen 243 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, bu konunun yeniden düzenlenmesi için bir yönetmelik hazırlanmasını ve kurumların, atamaya tabi olacak personeli için, bu yönetmelik esaslarına göre Devlet Personel Başkanlığı’nın görüşünü almak suretiyle bir personel ve atama planı hazırlamalarını hükme bağlamıştır.

  • KARŞILIKLI OLARAK YER DEĞİŞTİRME (BECAYİS)

Bu tür yer değiştirme, DMK’nun 1879 sayılı Kanunla değişik 73’üncü maddesine göre, ancak, atamaya yetkili amirlerin uygun bulması ile mümkün olmaktadır. Burada, aynı kurumun başka başka yerlerde bulunmam aynı sınıftaki memurları arasında karşılıklı yer değiştirme söz konusudur.

  • KURUMLAR ARASI ATAMA

İdare hukuku avukatı olarak görüşümüz; Memurların bir kurumdan diğerine nakilleri, DMK’nun 1897 sayılı Kanunla değişik 74’üncü maddesi hükümleri uyarınca mümkündür. Burada, DMK’na tabi kurumlar arasındaki veya 217 sayılı Devlet Personel Başkanlığının Kuruluş ve Görev Hükmünde Kararname’nin 2’nci maddesi kapsamına giren kurumlarda DMK’na tabi kurumlar arasındaki nakiller söz konusudur. Buna göre, memurların kurumlar arasında naklen atanabilmesi için, ilgili kurumun muvafakati şarttır. Bu takdirde, memurların kazanılmış hak aylık dereceleri veya DMK’nun 68’inci maddesindeki esaslar çerçevesinde derece yükselmesi suretiyle, bulundukları sınıftan veya durumları bakımından girebilecekleri sınıftan bir kadroya nakilleri mümkündür.

Memurların kazanılmış hak derecelerinin altındaki derecelere atanabilmeleri için ise, atanacakları kadro ile kazanılmış hak aylık dereceleri arasındaki farkın üç dereceden çok olmaması ve memurun isteği de şarttır. Aşağı dereceye atananların DMK 68’inci maddede yazılı süre kaydı aranmaksızın eski derecelerine tekrar atanmalarına kanun cevaz vermektedir.

  • KURUM İÇİ NAKLEN ATAMALAR

DMK’nun 1897 sayılı Kanunla değişik 76’ıncı maddesiyle düzenlenmiş bulunmaktadır. Bu madde hükmüne göre, kurumlar, görev ve unvan eşitliği gözetmeden kazanılmış hak aylık dereceleriyle memurları bulundukları kadro derecelerine eşit veya DMK’nun 68. maddesindeki esaslar çerçevesinde daha üst kadrolara, kurum içinde veya başka yerlerdeki diğer görevlere naklen atayabilirler.

Öte yandan memurlar, istekleriyle, kurumlarında kazanılmış hak derecelerinin en çok üç derece altında aynı veya başka yerdeki kadrolara da atanabilirler. Aşağı dereceye atananların, DMK. M. 68’de yazılı süre kaydı aranmaksızın eski derecelerine tekrar atanmaları mümkündür. Aşağı dereceye atamalarda, ilgili memurun kazanılmış hak derecesinden daha aşağı bir derece ve kademeye atanmasına muvafakat ettiğine dair dilekçesinin, karar projesine eklenmesi gereklidir.

ATAMA ŞARTLARI, ATAYAN MAKAM, İŞE BAŞLAMA

  1. ATAMA (TAYİN)

Bir kimsenin göreve alınmasını gerçekleştiren idari bir işlemdir. Bir kimsenin asil memurluğa atanabilmesi için adaylık süresini doldurması, bu dönem içindeki eğitimde başarılı olması ve olumlu sicil alması gereklidir (DMK. M. 58). Asil memurluğa geçme tarihinin, en çok iki yıl olan adaylık süresinin sonu geçemeyeceğine dair DMK’da hüküm vardır.

  1. ATAMAYA YETKİLİ MAKAM

Atama işlemi, kimi zaman tekli bir makam, kimi zaman da bir kurul tarafından yapılır. Atamaya yetkili makamlar, genellikle kuruluş kanunlarında gösterilir.

Devlet memurları kanununda “atamaya yetkili amir” deyimi geçmekle birlikte, bu amirlerin kimler olduğu belirtilmemişti. 1981 yılında çıkarılan 2451 ve 2477 sayılı kanunlarla atama usulleri yeniden düzenlenmiş ve “atamaya yetkili amir” deyimine açıklık getirilmiştir. Böylece, bakanlar kurulu kararı ile atama yapılacak görevler ve müşterek kararla atama yapılacak görevler tek tek sayılınca, bunların dışındaki görevlere yapılacak atamalar için, kuruluş kanunları ile özel kanunlardaki kuralların uygulanacağı kendiliğinden anlaşılmaktadır.

  1. İŞE BAŞLAMA

Atama işlemi yapıldıktan sonra ilgiliye duyurulur. İlgilinin de yansın öngördüğü süre içinde görevine başlaması gerekir (DMK. M. 62).

Anılan madde hükmüne göre, ilk defa veya yeniden veyahut yer değiştirmek suteriyle,

  1. Aynı yerdeki göreve atananlar, atama emirlerinin kendilerine tebliğ gününü izleyen gün,
  2. Başka bir yerdeki göreve atananların ise , tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde görev yerine hareket etmeleri ve yol süresini izleyen gün, işe başlamaları gerekir.

Yer değiştirme suretiyle yapılan atamalarda, memurlara atama emri tebliğ edilince, yollukları, ödeme emri aranmaksızın saymanlıklarca derhal ödenir. 

 İDARİ DAVALAR

  1. DAVA TÜRLERİ

İdari yargılama usulü kanununun ikinci maddesinde idari dava türleri şu şekilde sayılmıştır:

İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları,

İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,

Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar.

İdari işlem, sözleşme veya eylemlerden doğan uyuşmazlıklar esas olarak, iptal ve tam yargı davasıyla çözümlenebilmektedir. Bazı durumlarda iki davanın birden açılması ya da önce iptal sonra tam yargı davası açılması mümkün olmaktadır. Bu sebeple, idari yargılama usulü yasası, iki dava türünü düzenlemiştir. İdari sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklar, biraz önce belirtildiği gibi, iptal veya tam yargı davasına konu olacaklardır.

Mahalli idarelerin seçilmiş organlarının organlık sıfatlarını kaybetmelerine ilişkin istemler, İYUK’nun Ek 2. maddesinde belirtilen usule göre karara bağlanmaktadır. Organlık sıfatının kaybı talebi, idari dava olarak düzenlenmemiştir. Anca, mahalli idarelerin seçilmiş organlarının organlık sıfatlarının kaybı talebi, idari dava olarak düzenlenmemiştir. Ancak, mahalli idarelerin seçilmiş organlarının organlık sıfatlarını kaybetmelerine dair kararların yargısal niteliğini ortaya koyan bu usule de kısaca değinilecektir.

  1. İPTAL DAVASI
  • DAVA KONUSU İŞLEM

Kesin ve yürütülmesi zorunlu işlem kavramını, somut olayda doğuracağı sonuca göre yorumlamak gerekmektedir. İlgilileri dava açmak zorunda bırakan bir işlemin etkili olup olmadığı, davacı taraf bakımından da dikkatle incelenmelidir. Bireylere menfaatlerinin ihlal edildiği ya da yakın ihlal tehlikesiyle karşı karşıya olduklarını düşünmeleri durumunda, dava açma imkanı tanınması gerekir. Özellikle idarenin yapacağı işlemler hakkında kesin niyet açıklaması halinde, yapılacağı kesin işleme karşı açılan davaların, ortada kesin ve yürütülmesi zorunlu işlem olmadığı gerekçesiyle reddedilmesi yanlıştır. Dava açılmasının yürütmeyi durdurmadığı göz önünde bulundurulduğunda, hukuka aykırı bir işlemin tesis edilmeden, sonuçlarını doğurmadan önlenmesi, hukuk devleti ilkesine de uygun olacaktır.

İdari başvuru kısmında ele alınacak bir diğer husus ise, idari işlemlere karşı, dava açmazdan önce zorunlu idari başvuru koşulunun getirilmiş olmasıdır. Böyle bir zorunluluk bulunması halinde idareye başvurmadan dava açılamaz.

  • İDARİ İŞLEMİN UNSURLARI

İdare hukuku avukatı olarak görüşümüz; İYUK’nun 2. maddesinde, iptal davası tanımlanırken, idari işlemlerin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden bir ile hukuka aykırı olmasından söz edilmektedir. Maddede sayılan bu kavramlar, idari işlemlerin unsurlarını oluşturmaktadırlar. İdari işlemlerin hukuka uygunluğunu belirlemekte bu unsurlardan yararlanılmaktadır.

  • YETKİ

Yetki, idari işlem hangi idari makam veya organın yapacağını gösteren unsurdur. İdarenin görev ve yetkileri, kanuni idare ilkesi gereğince, Anayasa, yasalar (yasa gücünde işlemler) ve yasalara dayanılarak çıkarılan düzenleyici işlemlerle belirlenir. Mevzuat olarak da isimlendirilen bu düzenlemelerde, hangi işlemin hangi makam veya organ tarafından yapılacağı belirtilmiştir. Mevzuatta belirtilen dışında bir makam, görevli veya organ tarafından yapılan işlemler, yetki bakımından hukuka aykırıdırlar.

Yetki, belirli bir yerler, süreyle ve görev alanıyla (konuyla) belirlenir. Belirlenmiş yer veya görev süresi dışında yetki kullanılamaz. Aynı şekilde, idare, ancak yasalarla verilen göre alanına ilişkin işlem yapabilirler.

Yer bakımından yetki, coğrafi bir sınır olabileceği gibi, idari birimi anlatmakta da kullanılabilir. Örneğin, belediye idaresi, sınırları belirlenmiş coğrafi alanlarda yetkilidir. Fakülte yönetimi ise fakülte olarak tahsis edilen mekânda, fakültenin öğrencileri, memurları ve öğretim elemanlarına ilişkin yetki kullanmaktadır.

İdare adına yetki kullanan görevlilerin ve kurulların görevli oldukları süreler içerisinde yetki kullanmaları esastır. Göreve başlamamış veya süresi bitmiş bir görevlinin (veya kurulun) yetki kullanması mümkün değildir. Görev süresi biten bir organ veya makamın yerine yasalarla belirlenmiş olanlar vekâleten geçerler. Böyle bir vekalet sistemi öngörülmediği takdirde, halde yeni görevli veya kurulun göreve başlayamaması halinde, günlük işleri yürütmek, yasayla yapılması zorunlu olan işlemleri yapmak ve acil zorunlu hallerde yetki kullanmak mümkündür. Örneğin, yeni Bakanlar Kurulu göreve başlayana kadar görevi sürdüren eski Kurul, bu tür işlemler yapabilir. Ayrıca, belediye başkanlığı, rektörlük gibi seçimle gelinen süreli görevlerde, görev süresinin son günlerinde, yeni seçilecek görevliyi bağlayıcı, uzun vadeli yükümlülük altına sokan işlemler yapılması, uygun değildir. Ancak, uygulamada bu konuda istikrarlı kararlara rastlanmadığı için kesin görüş açıklamak zordur. Bu tür görevlerin, yeni seçilecek olanların programlarını uygulayabilmeleri için, yukarıda belirtildiği gibi, zorunlu, acil durumlar dışında günlük işleri yürütmekte olduklarını kabul etmek gerekmektedir.

İdari işlemlerin yetkisiz makam veya organlar tarafından yapılması, işlemin yetki unsuru bakımından hukuka aykırılığını ve iptalini gerektirir. Ancak idare adına irade açıklamaya yetkili olmayanlarca işlem yapılması halinde yok hükmünde işlem söz konusudur.

Yetki devri: kanunların izin vermesi halinde üst makam veya görevlilerin yetkilerinden bir kısmını astlarına devretmesidir. Bizzat beliril bir makam veya organda bulunan görevliler tarafından kullanılması açıkça hüküm altına alınmışsa, o yetki devredilemez.

Yetki unsuruna ilişkin olarak açıklanması gereken bir diğer kavram, yetkide paralelliktir. Yetkide paralellik ilkesi aksine hüküm bulunmadığı takdirde, idari işlemlerin, yapan makam veya organ tarafından geri alınması veya kaldırabilmesidir. Bir idari işlemin hangi makam tarafından yapılacağı mevzuatta belirlenirken, o işlemin geri alınması veya kaldırılması (iptali) düzenlenmemiş olabilir. Bu durumda işlemin geri alınması veya kaldırılmasında işlemi yapan makamın yetkili olduğu kabul edilir.

  • ŞEKİL

Şekil unsuru, idari işlemlerin yapılışında uyulması gereken şekil ve usul kurallarını içerir. Ülkemizde idari işlemlerin yapılışını düzenleyen genel bir idari usul yasası çıkarılamamış, bu konudaki çalışmalardan henüz sonuç alınamamıştır. Ancak, kamulaştırma, ihale, disiplin gibi bazı işlemlerin ne şekilde yapılacağı yasalarla düzenlenmiştir. İdari işlemlerin yazılı olması, söylenebilecek tek şekil kurallarıdır tabii ki bu kuralın da istisnaları bulunmaktadır. Trafik işaretleri, sözlü emirler gibi.

Şekil unsuru konusunda açıklanması gereken bir önemli hususu ise şekilde paralellik ilkesidir. Yetki unsurunda olduğu gibi, şekilde de paralellik ilkesi vardır. Yani, aksine bir düzenleme olmadıkça, bir idari işlemin yapılışındaki şekil ve usul kurallarına o işlemin iptali veya geri alınmasında da uyulması gereklidir.

  • SEBEP

Sebep unsuru, idari işlemin yapılmasına yol açan hukuki işlem veya olaydır. Sebep unsuru, işlemin dayanağını oluşturur. Örneğin yönetmeliklerin sebep unsuru yasalar ve tüzüklerdir. Kamulaştırma işlemlerinde, kamu yararı kararı veya bu kararın yerine geçen planlar, işlemin dayanağıdır. Ayrıca bazı maddi olaylar da işlemin yapılmasına neden olmaktadır. 10 gün kesintisiz göreve gelmeyen memurların çekilme isteğinde bulunmuş sayılmaları işleminde sebep, 10 gün göreve gelmemeleridir.

  • KONU

İdare hukuku avukatı olarak görüşümüz; İdari işlemin ortaya çıkardığı hukuki sonuç, konu unsurunu oluşturur. Örneğin bir sınavda verilen not işlemin konusudur. Düzenleyici işlemlerle genel, soyut, objektif hukuki durumlar yaratılırken, birel işlemlerle ise, somut, belirli kişi ya da nesnelere ilişkin sonuçlar doğar.

Sebep unsurunda olduğu gibi, konu unsurunda da yasalar ve idari düzenleyici işlemler, işlemin konusunu açıkça belirtebilirler. Bu durumda idare mevzuatın öngördüğü konu dışında sonuç doğuracak işlem yapamaz. Örneğin, Devlet Memurlar Kanunu’nun 125. maddesinin C fıkrasının  (b) bendine göre, özürsüz olarak bir veya iki gün göreve gelmemek, aylıktan kesme cezasını gerektirmektedir. İki gün gelmeyen memura daha ağır bir ceza verilmesi mümkün değildir. Ayrıca, kanun özürsüz gelmemeye aylıktan kesme konusun düzenlemiştir. Kabul edilebilir bir özrü olan memura aylıktan kesme cezası verilesi işlemin konu unsurunu hukuka aykırı kılar. Ruhsat işlemlerinde, hukuki düzenlemelerin öngördüğü koşulları taşıyanlara ruhsat verilmesi zorunludur. İdare, gereken koşulları yerine getirenlere ruhsat vermez ise işlem hukuka aykırı olur. Düzenleyici işlemlerin üst norma aykırı kurallar içermesi durumunda da konu sakatlığı söz konusudur (Tüzükler yasalara, yönetmelikler, yasa ve tüzüklere aykırı olamazlar.)

  • MAKSAT

İdarenin faaliyetlerinin amacını kamu yararı oluşturmaktadır. Kamu yararı, toplumda bireysel ve kolektif menfaatler arasında kurulabilen dengedir. Çeşitli menfaatler arasında bireysel ve kolektif menfaatler arasında kurulabilen dengedir. Çeşitli menfaatler arasında tercih yapılırken ya nicelik ölçütüne başvurulacak, yani büyük grubun menfaati tercih edilecek ya da söz konusu menfaatin uygarlık açısından değeri göz önünde tutulacaktır. Örneğin, insan hayatına verilen değer, trafikte cankurtaran araçlarına yol verilmesini gerektirmektedir. Aynı veya yakın değerde menfaatlerin çatışmasında ise öncelik sayıca üstün olan çoğunluğun menfaatine tanınır. Örneğin, uçakla yapılan terörist saldırı ihtimali sebebiyle, normal rotasından çıkan yolcu uçaklarının düşürülmesi kararı, daha fazla insanın hayatını korumak için verilebilmektedir.

İdari işlemlerin masat unsurunun hukuka uygunluğunu belirlemekte, kamu yararı kavramının tanımlanmasından ziyade, somut olaylarda varlığı aranmaktadır. Kamu yararı, işlemin başka amaçlarla yapılıp yapılmadığını araştırarak ortaya çıkarılabilmektedir. Nefret, kin, sevgi gibi kişisel duygularla ya da üçüncü bir kişinin menfaatinin korunması; siyasal amaçlarla veya ekonomik menfaat için yapılan işlemler, maksat unsuru bakımından hukuka aykırıdır.

  1. DAVA EHLİYETİ

İdari işlemlere karşı iptal davası açılabilmesi için davacının, fiil ehliyetine sahip olması gereklidir. Fiil ehliyetine sahip olmayanlar kanuni temsilcileri aracılığıyla dava açabilirler. İdari yargıda dava ehliyetinin diğer boyutunu ise menfaat ihlali koşulu oluşturmaktadır. Yukarıda belirtildiği gibi, idari Yargılama Usulü kanunu, iptal davasını; idari işlemler hakkında hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalli için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlamaktadır.

Anayasa Mahkemesi, menfaat ihlali koşulunu şu şekilde açıklamıştır:

“İptal davaları ile idari işlemlerin hukuk kurallarına uygunluğu incelenir. Aykırılığın saptanmasında işlem ortadan kaldırılır. Böylece, idarenin hukuk kurallarına uygun şekilde hareket etmesi sağlanarak hukuk düzeni korunur.

İptal davaları, kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikteki idari işlemler hakkında açılabilir. Böyle bir idari işlemin iptalinin istenebilmesi için davacının menfaatinin ihlal edilmiş olması gerekir. Yargı kararlarında ve öğretide menfaat, davacı ile iptalini istediği idari işlem arasındaki bağı, ilgiyi anlatır. İdari işlem ile dava açan kişi arasında geçerli (meşru), güncel ve ciddi bir ilişki söz konusu ise davada menfaat bağı bulunduğu kabul edilmektedir. Bunun dışında öznel bir hakkın ihlal edilmesi koşulu aranmaz.

  1. DAVALI İDARE

İdare hukuku avukatı olarak görüşümüz; İptal davalarında davalı, işlemi yapan idaredir. Dava konusu edilebilen Cumhurbaşkanlığı işlemlerinde, Cumhurbaşkanlığı davalı konumdadır. Bakanlar Kurulu işlemlerinin iptali istemiyle açılan davalarda hasım, kararı uygulamakla görevli olan bakanlık veya bakanlıklardır. Karırın uygulanması  Bakanlar Kurulu’na bırakılmışsa davalı, başbakanlıktır. Bakanlıkların merkez teşkilatının işlemlerine karşı açılacak davalarda bakanlık; taşra teşkilatının işlemlerinde isi illerde valilik, ilçelerde kaymakamlık hasım gösterilir. Kamu tüzel kişilerinin veya bu tüzelkişilerin bünyesindeki birimlerin işlemlerinde husumet, tüzelkişiliği temsile yetkili yürütme organına yöneltilir. Başbakanlığa bağlı müsteşarlık, başkanlık ve genel müdürlük olarak yapılandırılan, tüzel kişiliği olmayan, DTP, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi kuruluşlar, mevzuatla kendi görev alanlarına giren konularda nihai, kesin işlem yapabildikleri gerekçesiyle iptal davalarında davalı olarak kabul edilmektedirler.

İYUK’nun 15/1-c. Maddesine göre, hasım gösterilmeden veya yanlış hasım gösterilerek açılan davalarda mahkeme, dava dilekçesinin tespit edilecek gerçek hasma tebliğine karar verecektir.

 

AYLIKTAN KESME CAZASINI GEREKTİREN FİLLER VE HALLER

 Devlet memurlarının DMS nun 125/C fıkrasında belirtilen fiillerinden dolayı, brüt aylıklarından 1/30 – 1/8 oranları arasında kesinti yapılabilir. Aylıktan kesme cezasını gerektiren fiilleri belirtenlim.

  • Memurun amir tarafından kanun, tüzük ve yönetmeliklere uygun olarak veya yazılı emre rağmen verilen görevleri yapmaması suç fiilini oluşturur. Görevini kasıtlı olarak tam ve zamanında yapılmaması aylıktan kesme cezasını gerektirir.

Cezanın verilebilmesi için, amir tarafından verilen emir ve görevlerin tam ve zamanında yapılmadığının tespiti gerekir. Ayrıca, bu fiilen işlenmesinde memurun kastının ortaya konması icap eder. Kasta dayanmayan, sadece memurun görev yetersizliğinden kaynaklanan görevin tam ve zamanında yapılmaması, aylıktan kesme cezasının manevi unsurunu oluşturmaz. Dolayısıyla aylıktan kesme cezası verilemez.

Memurun görev mahallinde kurumlarınca belirlenen usul ve esasları kasten yerine getirmemesi aylıktan kesme cezasını gerektirir. Söz konusu cezanın verilebilmesi için, suçu oluşturan fiilin isteyerek ve bilerek işlendiğinin ispatı zorunludur. Aksi halde sadece kanaate dayanan belirti ile aylıktan kesme cezası verilemez.

  • Memurun görevi ile ilgili olarak kendisine tevdi edilen resmi belge,araç gereçleri bilinçli olarak korumamak, bunların bakımını bilinçli olarak yapmamak, bilinçli olarak hor kullanmak şeklindeki memurun fiilleri aylıktan kesme cezasını gerektirir. Aylıktan kesme cezasının verilebilmesi için, kastın mevcudiyetinin ispatı gerekir.
  • Memurun görevine özürsüz olarak bir veya iki gün gelmemesi, aylıktan kesme cezasını gerektirir. Mücbir sebep olarak addedilen ölüm, kaza, doğum, ani hastalıklar nedeniyle memurun göreve gelmemesi, aylıktan kesme cezasını gerektirmez.
  • Memur göreviyle ilgili konularda bilgi verme mecburiyetinde olduğu kişilere yalan ve yanlış beyanlarda bulunamaz. Bu kişiler daire amiri olabileceği gibi, üçüncü kişilerde olabilir. Bu fiilleri işleyen memura aylıktan kesme cezası verilir.
  • Memur görev sırasında amirlerine sözle saygısızlık edemez. Amirine görevi sırasında sözle saygısızlık eden memurun, saygısızlık eylemi bir tutanakla tespit edilir. Bu tutanak daire amiri ve orada bulunanlar tarafından imzalanır. Sadece amirin sözlü beyanına veya sadece kendisi tarafından imzalanan tutanağına dayanılarak, memura aylıktan kesme cezası verilemez.
  • Memur görev yeri sınırları içerisinde her hangi bir yerin toplantı, tören ve benzeri amaçlarla izinsiz olarak kullanılmasına müsaade edemez veya yardımcı olamaz. Toplantı ve tören ister siyasi, ister sosyal, isterse yardım amacını gütsün suç filinin oluşumunu etkilemez.

Görev yeri sınırları içerisinde her hangi bir yeri  toplantı, tören ve benzeri amaçlarla izinsiz olarak kullanımına yardımcı olan memura aylıktan kesme cezası verilir.

  • Memur ikamet ettiği ilin hudutlarını izinsiz olarak terk edemez. Ancak; doğum, ölüm, trafik kazası gibi mücbir sebeplerin mevcudiyetinde, memur ikamet ettiği ilin sınırlarını izinsiz olarak terk edebilir. Bu tür terklerde, memur en yakın amirini uygun bir zamanda haberdar eder.

Hiçbir mücbir sebebe dayanmayan, memurun ikamet ettiği, ilin hudutlarını terk etmesi, aylıktan kesme cezasını gerektirir.

  • Memurlar; kurumlarıyla ilgili resmi ve şahsi işlerinden dolayı müracaat; amirleri veya kurumları tarafından kendilerine uygulanan idari işlem ve eylemlerden dolayı şikayet ve dava açma hakkına sahiptir. (DMK. M. 21). Memurların müracaat veya şikayet hakkı asıl olmakla birlikte, bu hakkın toplu olarak birlikte kullanılması DMK. Nun 125/C fıkrasında suç fiili olarak kabul edilmiştir.

Memurların aynı konuda ayrı ayrı müracaat ve şikâyette bulunmaları suç teşkil etmez. Şikâyetlerin idarece yerine getirilmemesi ve şikayetlerin kanunlarda bir suçun ihbarı alması halinde, yargıda toplu olarak dava açılabilir. Bu eylem suç olarak nitelendirilemez.

Hukuk açısından bakıldığı zaman, konusu suç teşkil eden şikâyetlerin toplu olarak yapılması suç olarak nitelendirilmemelidir. Zaten yargı, konusu suç teşkil eden aynı konudaki davaları birleştirir.

Toplu şikayetleri suç olarak niteleyen mantığın amacının ne olduğunu adamak mümkün değildir. Hukukumuzda toplu müracaat veya şikayet suç olarak kabul edildiğinden bu türlü eylemde bulunan memurlara, aylıktan kesme cezası verilmektedir.

  • Devlet memurları hizmet ifasında Devlet memurunu itibar e güven duygusunu asrsacak nitelikte fiillerde bulunamaz. Bu yasak hizmet dışında yapılırsa kınama, hizmet içinde yapılırsa, aylıktan kesme cezasını gerektirmektedir. Kanun konucu hizmet içindeki suç fiilleri daha ağır kabul etmiştir.

Devlet memurları yurt içinde ve yurt dışında ve hizmet içinde Devlet itibarını veya görev haysiyetini ve güven duygusunu sarsacak nitelikte eylem ve işlemlerde bulunursa, aylıktan kesme cezası verilir.

  • Devlet memurunun yasaklanmış her türlü yayını görev yerinde bulundurması suç fiilini oluşturur. Genelde konusu suç teşkil eden her türlü kitap, dergi, gazete v.s. gibi eserlerin basımı, dağıtımı ve satılması yargı, kararıyla yasaklanır. Ayrıca, basılmış olanlar toplatılır. Yargı kararı ile basımı, yayımı ve dağıtılması yasaklanan her türlü eseri görev mahallinde bulunduran memura, aylıktan kesme cezası verilir.

Her hangi bir eserin basımı, yayımı ve satılması, idari kararla yasaklanamaz. Amirin kendi inisiyatifi ile bazı eserlerin bulundurulmasına yasak koymasına karşın, memur bu eserleri bulundurması halinde, ceza verilemez.

SUÇUN FAİLİ

İdare hukuku avukatı olarak görüşümüz; Aylıktan kesme cezasını gerektiren suçun faili devlet memurudur. DMK. Nun 125/C fıkrasında belirtilen disiplin suçlarının faili üçüncü şahıslar olmaz. Ayrıca, fiillerden doğan disiplin suçu veya suçlarına iştirak edemez.

SUÇUN MADDİ UNSURU

Suçun maddi unsuru, DMK.’nun 125/C fıkrasında sayılan fiillerin işlenmesidir. Fiillerin mevcudiyeti disiplin suçunun maddi unsurunu oluşturur.

SUÇUN MANEVİ UNSURU

Aylıktan kesme cezasının gerektiren suçun manevi unsuru özel kastır. Genel kasta dayanılarak aylıktan kesme cezası verilemez.

 

MEMURLUK MESLEĞİNİN TEMEL İLKELERİ

Devlet memurları kanunun 3. maddesi, memurluk mesleğinin temel ilkelerini; sınıflandırma, kariyer ve liyakat olarak saymaktadır.

Sınıflandırma, devlet memurlarını görevlerinin gerektirdiği niteliklere ve mesleklere göre sınıflara ayırmaktadır.

Sınıflandırma, memurların yürütmekle yükümlü oldukları hizmetler ve bu hizmetler karşılığı ödenecek ücretler bakımından önem taşımaktadır.

Sınıflandırmanın iki biçimde yapılması mümkündür. Sınıflandırma, ya memur ya da görev esas alınmak suretiyle yapılabilir. Memurun esas alındığı bir sınıflandırma rütbe sınıflandırması, görev esas alınmak suretiyle yapılan bir sınıflandırma ise kadro sınıflandırmasıdır. 657 sayılı Kanunun benimsediği sınıflandırma biçiminin rütbe sınıflandırması olduğu söylenebilir.

657 sayılı kanun, devlet memurlarını on sınıf içinde toplamıştır:

  1. Genel idare hizmetleri sınıfı
  2. Teknik hizmetler sınıfı
  3. Sağlık hizmetleri sınıfı
  4. Eğitim ve öğretim hizmetleri sınıfı
  5. Avukatlık hizmetleri sınıfı
  6. Din hizmetleri sınıfı
  7. Emniyet hizmetleri sınıfı
  8. Yardımcı hizmetler sınıfı
  • Mülki idare amirliği hizmetleri sınıfı
  1. Milli istihbarat hizmetleri sınıfı
  • KARİYER

Kariyer, Devlet memurlarının, yaptıkları hizmetler için Grekli bilgilere ve yetişme şartlarına uygun bir şekilde, sınıfları içinde en yüksek derecelere kadar ilerleme imkânına sahip olmalarını ifade etmektedir.

Her sınıf inde çeşitli dereceler bulunmaktadır. Derece, belli bir sınıf içinde görevin önem ya da sorumluluğunun artışı sonucunu da doğuran bir yükselme adımıdır. Derece, memurların mali hakları bakımından önem taşımakta olup, her bir derece için öngörülen maaş farklı olduğundan, derece yükseldikçe memurun mali hakları da artmaktadır. Ancak derece aynı zamanda memurun görev ve sorumluluğu ile de bağlantılı bulunduğundan, bir alt dereceden bir üst dereceye geçildiğinde, memurun görevinin önemi ve sorumluluğu da artmaktadır. İşte kariyer, devlet memurlarına, bilgi ve yetişme şartlarına uygun olarak, bulundukları sınıf içinde en yüksek derecelere kadar ilerleme imkanını sağlamaktadır.

  • LİYAKAT

Liyakat, memurluğa girmeyi, sınıflar içinde ilerleme ve yükselmeyi ve görevin sona erdirilmesini yetenek esasına dayandırmak ve böylece memurları güvenliğe sahip kılmaktır. Liyakat ilkesi uyarınca, bireyler bilgi ve yeteneklerine göre memurluk mesleğine girerler ve memur olduktan sonra da sınıflarındaki ilerleme ve yükselmeleri hizmet süreleri ile birlikte yeteneklerine göre olur.

İdare hukuku avukatı olarak görüşümüz; Liyakat ilkesi, memurluk mesleğine girişte ve bu meslek içinde yükselişte kayırıcılığı ve partizanlığı önleyen ve memurların tarafsızlıklarını sağlayan bir ilkedir.

 

Bizi en çok aradığınız kelimeler ise; idare hukuku avukatı,idare mahkemesi avukatı,iptal davaları,disiplin cezasına itiraz gibi kelimelerdir.